• Her şeyin en mühim noktası, başlangıcıdır.
  • İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdur.
    Eflatun
  • Eflâtun nam bir feylesof, "Bu dünya, Fikirler Aleminin bir taklididir," dediğinde, Fars kralı Dara, "Nah! Asıl fikirler, bu Dünya'nın bir taklididir!" Demişti.
    İhsan Oktay Anar
    Sayfa 192 - İletişim yayinlari, 1. Baski
  • akan nehirde yalnız kendi yüzünüzü gördüğünüz bencil günü yaşarken
    hafif kederli(ymiş) gibi
    hahhahhahhah,
    nehirde yansıyan
    yüzünüz sandığınız içinizdeki
    ben'i
    sorgulamak yerine,
    tanrı neden ben'i
    dünyaya gönderdi?
    diye sorduğunuz gün
    yıktığınız bilerek bi'haber
    birinin siyah dünyasında
    filistinli bebek
    terörist olma ihtimaline karşı öldürüldü..

    şimdi
    o nehirde kaç kez yıkanılır
    diye düşüne durunuz...
    ego'nuz
    ..
    pardon efendim
    ..
    kara ben'liğiniz
    ..
    çok pardon efendimiz
    nacizane eflatun yaşantınız
    olsa olsa
    ya ekmek arası Sokrates'tir
    ya da Hobbes'in
    milenyum aynası..
  • YENİ BİR BİREY OLUŞTURURKEN GEREKLİ ŞARTLAR:

    1-AŞK
    2-1

    Putkırıcılık... İşte Almanya'da Schopenhauer'ı 1800'lü yılların ortalarında tanımlayan söz. Annesi bir edebiyatçı olan Schopenhauer'ın hayatı, insanları, yaşayış tarzlarını ilişkileri vs anlamaya, sorgulamaya, kendi içinde çözmeye çalışmasını bir nevi açıklar nitelikte. 9 yaşından beri babasıyla seyahatlere çıkan Arthur'un ''çok gezen mi bilir yoksa çok okuyan mı?'' sorusunu da çürüttüğünü görmekteyiz. Hem okuyup hem de gezen biri olarak hayatı çok erken yaşta tanımıştır. Daima yalnızlığı seven, gürültüden uzak duran Arthur'un insanların iç dünyasına derinlemesine dalmasından ötürü böyle bir düşünce içinde olduğunu düşünmekteyim. Çünkü çocukluğumuzdan itibaren bir umut silsilesinin içindeyizdir. Bu umutların içinde muhakkak bir insan figürü bulunmaktadır. İnsan bazen öyle bir duruma düşer ki kendi arzularından, isteklerinden, düşüncelerinden bile korkar hale gelir. Okuduğum bir çok kitabında eleştirirken kendini de o paydanın içine sürüklediğine bir çok kez şahit oldum. Geothe, Newton, Platon, Sokrates, Eflatun gibi düşünür / filozofların düşüncelerini önemser ancak bir yandan da ''bir ahlakçının sadece kendisinin sahip olduğu erdemleri örnek göstermesinin saçma olduğunu'' söyler. Erdemler nitelik ve nicelik bakımından kişiden kişiye değişmemelidir onun gözünde. Tıpkı doğrunun nereden ve hangi pencereden bakılırsa bakılsın aynı kalması gerektiği gibi. Ona göre farkında olmak her şeydir. Sorgulamak da bilmenin tabanında yer alır. Sorgular da sorgular Schopenhauer! Şüphecidir ama tereddüt etmez. Tahlillerin adamı Peyami Safa hem şüphe eder, hem de tereddüt. Bu yüzden iç dünyası daima karanlıktır. Onun çıkarımlarıyla Schopenhauer'ın varsayımlarının birbirine bir çok noktada benzeştiğini düşünmekteyim. Sadece Peyami Safa'nın daima dünyaya olumsuz bakışı bir noktada Schopenhauer'ı ondan ayırır. Schopenhauer daime gerçekle ilgilenir. Gerçeği açıklarken acımasızdır. Düşüncesini bize doğrudan sunar. Bilinmeyenle işi yoktur onun daima halihazırda fikirlerle ilgilenir. Tabularla ya da putlarla da ilgilenmez kendi deneyimlerini ön planda tutar. Bireysel olgulardan evrensel yargılara ulaşmayı amaçlar. Zaman ya da yer fark etmez yazarların bulundukları çağdan, zamandan şikayet ettiğini görürüz. Arthur'un da zamanın siyasi ve toplumsal olgularından ötürü dünyayı bir cehenneme benzettiğini anlayabiliyoruz. Ona göre dünya olunabilecek en kötü yerdir. Sadece zamanın şartları değil insanlarla da sorunu olan bir filozoftur. ''İnsan varoluşu bir tür hata olmalı. İnsan varoluşuyla ilgili şöyle söylenebilir: “Bugün kötü, yarın daha da kötü olacak ve en kötüsü olana dek de bu böylece sürüp gidecek'' demiştir. Ne kadar da doğru bir söz değil mi? Gittikçe, daima kötüye gidiyoruz. Arthur'un Nietzsche'nin fikir babası olduğunu da düşünürsek bugünümüze ışık tutan biri olduğunu söyleyebilirim.

    Genel bilgilerden sonra kitaba gelirsek, Aşkın Metafiziği kitabında yer alan bir çok fikrin yansımasını bu eserde de görebiliriz. Bir ara kitaptan bir alıntının altına atılan yorum acaba aynı kitabı mı okuyorum dedirtti. Karşılaştırma yaptığımda aynı adamı ancak farklı bir kitabı okuduğumu anladım. Schopenhauer'ın acımasızca gözümüze soktuğu ''aşkın amacının yeni bir birey oluşturmak olduğu'' bu eserde de sesli olarak dile getiriliyor. Bunu kabul etme noktasında sıkıntılar yaşasam da her sayfada bunun örnekler eşliğinde ısrarlı bir şekilde dile gelişi bilinçaltımda çoktan yer etmiş durumda. Bir erkek ile bir kadın birbirinde ne arar? ya da ne bulur? İnsanlık tarihinde aşkın ve cinselliğin yerini derinlemesine inceliyoruz.

    Nietzsche Schopenhauer hakkında: ''Onun ilk sayfasını okuduktan sonra bütün sayfalarını okuyacaklarından ve dediği her kelimeyi dinleyeceklerinden emin olan okurlarındanım'' demiştir. Buna katılmamak elde değil. Gözünüz korkmasın. ''Ben felsefeden anlamam yeaaa'' da demeyin. Çok açık, sadece, anlaşılır bir dil kullanıyor kendileri. Okumakta geç kaldıysanız bir uçtan başlayın derim. Ancak anlayarak ilerleyin. Kitabın her bir sayfası apayrı hazine. Müsait bir zamanda yeni bir Schopenhauer kitabıyla sizi alıntılara boğacağıma emin olabilirsiniz. İyi okumalar.

    https://www.youtube.com/watch?v=8EAePnL9jk8
  • Heydebaba dünya yalan dünyadı,
    Süleymannan,Nuhdan galan dünyadı,
    Oğul doğan,derde salan dünyadı,

    Her kimseye her ne verip alıbdı,
    Eflatun'dan bir gurı ad galıbdı.

    (Haydar Baba,dünya yalan dünyadır,
    Süleyman'dan Nuh'tan kalan dünyadır,
    Oğul doğuran,dert veren dünyadır,
    Her kimseye her ne vermişse geri almıştır,
    Eflatun'dan bir kuru ad kalmıştır.)
    Muhammed Hüseyin Şehriyar
    Sayfa 57 - Hoşgörü Yayınları
  • "Eflatun sönmüş bir şölenin yarışına gönül bağladı. Bir afyonkeş dünyası tahayyül etti. "