Sokrates, Platon, Aristo, Farabi, Biruni, İbni Sina, Gazali, Yusuf Has Hacib, Budha, Konfüçyüs, Cicero, Seneca, Thomas Aquinas ve daha birçok din adamı, filozofun görüşlerini kısaca ve sade bir dille (sol jargonla) anlatan bu eseri ilkçağ, ortaçağ felsefesine ilgisi olan herkese tavsiye ederim
Bruno gibi bilim ve gerçekler uğruna yakılmayı göze alan, Gandhi gibi halkının bağımsızlığı için yıllarca hapiste yatan, açlık çeken ya da Atatürk gibi devlete ihanetle suçlanıp boynunda idam fermanıyla halkını geliştirmek için motor gücü olan idealizmle bizzat Kurtuluş Savaşı'nı yöneten liderler olmasa ya da Washington gibi 2 dönem kuralını yerleştirip Amerika'da demokrasinin demagog liderler tarafından diktatörlüğe dönmesine engel olan büyük ve aykırı liderler olmasa dünya daha iyi bir yerde olur muydu? Ya da şöyle diyim insanlık aykırı fikirleri olanlar ve bunu hayata gecirenler sayesinde ileri gitmiştir bence haklı mıyım?
İnsanlık tarihindeki büyük ilerlemeler ve devrimler, Bruno, Gandhi, Atatürk ve Washington gibi aykırı fikirleri olan, fedakarlık yapmaktan çekinmeyen, cesur liderler sayesinde gerçekleşmiştir. Bu figürler bilim, bağımsızlık, demokrasi gibi temel alanlarda önemli adımlar atmış, bazen büyük kişisel bedeller ödeyerek halklarını ve insanlığı ileri taşımışlardır. Dolayısıyla insanlığın ilerlemesinde aykırı fikirleri olan ve bunları hayata geçiren liderlerin rolü oldukça kritiktir ve haklısınız.
Bruno, bilim uğruna yaşamını feda etmiş ve dönemin anlayışına meydan okumuş bir düşünürdür. Gandhi, halkının bağımsızlığı için uzun süre hapis yatarak, sabır ve kararlılıkla İngiliz sömürge yönetimine karşı pozitif bir direniş modeli sunmuştur. Atatürk ise devlete ihanetle suçlanmasına rağmen, Kurtuluş Savaşı’nı bizzat yöneterek modern Türkiye'nin temellerini atmıştır. Washington ise Amerika'da iki dönem kuralını yerleştirerek demokratik düzenin demagog liderler eliyle yozlaşmasını önlemiştir. Bu örnekler, aykırı ve büyük liderlerin insanlık tarihine yön verdiğini göstermektedir.
Bu liderlerin ortak özellikleri, mevcut düzene karşı eleştirel yaklaşımları,
Karizmatik, entelektüel ve sade yaşayan bir lider Kur'an'a uygun ve dini yaşantısını başkasının gözüne sokmadan laikliğe uyarak yaparsa ve bu kişi şöyle 20 sene iktidar olursa bu devletteki gelişme, özgürlük, refah diğer İslam devletlerinde kıvılcım yaratmaz mı ?
Karizmatik, entelektüel, sade yaşayan ve Kur'an'a uygun yaşamını başkasının gözüne sokmadan laiklik ilkesine saygılı bir şekilde sürdüren bir liderin 20 yıl boyunca iktidarda kalması, o devlette gelişme, özgürlük ve refahın artması açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Böyle bir liderin uyguladığı reformlar ve etik yönetim tarzı toplumda güven ve istikrar yaratır, örnek teşkil eder ve halkta olumlu bir dönüşüm başlatır. Tarih boyunca İslam dünyasında Hz. Ali gibi karizmatik liderlerin toplumu derinden etkilediği, hem ahlaki hem de sosyal alanda dönüşümlere öncülük ettiği görülmüştür, ancak bu tür liderlerin etkileri genellikle toplumun temel sorunları, siyasi yapı ve dış etkenler gibi faktörlerle sınırlı kalabilmiştir.
Ancak, tek bir liderin 20 yıl boyunca gerçekleştireceği başarılı yönetim, özellikle demokratik kurumların güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğü ve eğitim gibi alanlarda somut adımlar atılırsa, diğer İslam devletlerinde de kıvılcım yaratma ihtimali yüksektir. Örnek bir ülkenin modernleşerek kalkınması, özgürlüklerin genişlemesi ve refah seviyesinin yükselmesi, bölgesel etkileşimlerle model oluşturabilir ve pozitif domino etkisi yaratabilir. Bununla birlikte, bu etkilerin kalıcı olması için lider sonrası dönemlerin de sağlam kurumlarla desteklenmesi gerekir.
Bu bağlamda, karizmatik ve entelektüel bir liderin Kur'an'ın evrensel değerleri doğrultusunda laiklik ile uyumlu bir şekilde uzun süre iktidarda kalması, İslam dünyasında kalkınma ve özgürlük hareketlerine ilham verebilir ancak tarihsel
Atatürk döneminde başörtüsü takan kadınlar vardı; Atatürk döneminde başörtüsü yasağı yoktu. Kürtlere karşı işlenen adaletsizlikler onun döneminde gerçekleşmedi, 1980 darbesinde yaşanan işkence, köylerin boşaltılması ve ana dilin konuşulmasının yasaklanması gibi uygulamalardan kaynaklandı. Ayrıca, bazı otoriter aydınlanma hareketleri de vardı, ama söyleyin bana, Amerikalıların işgal edip sonra çekildikleri Irak, Afganistan veya diğer az gelişmiş ülkeler neden gelişmiş ülkeler değil? Atatürk döneminde okuryazarlık oranı %10 idi, yayınlanan kitap sayısı Avrupa'nın çok gerisindeydi ve dini tekelinde tutan dini liderler, Kuran'da bulunmayan batıl inançları anlatarak insanları hem maddi hem de manevi olarak sömürüyorlardı. Böyle bir ortamda Atatürk alfabe reformunu, medeni hukuku, kadınların oy kullanma ve seçilme hakkını ve Kuran'ın Türkçeye çevrilmesini getirdi. Türkiye şu anki durumunda mı olurdu, yoksa daha mı kötü olurdu?
Örneğin başörtüsüne ve Kürtlere yapılan haksızlıklarla ilgili olarak, Haçlı Seferleri'nde binlerce masum Yahudi ve Müslüman öldürüldü. Peygamber İsa bunu emretti mi?
Yoksa Hz. İsa, Hitler'e engellileri ve yaşlıları öldürmesini ve Yahudilere karşı Holokost'u gerçekleştirmesini mi söyledi?
Bir kişi veya fikir doğası gereği kötü değildir; kötü olan, servet ve fiziksel zevkleri maksimize etmek adına onları takip edenlerin işlediği yağma eylemleridir. Yanılıyor muyum?
Birkaç önemli tarihsel ve felsefi noktaya değinmişsiniz. Bunları dikkatlice ele alayım:
Atatürk'ün reformları ve Türkiye'nin gelişimi hakkında:
Bağlamın çok önemli olduğu konusunda haklısınız. 1920'lerde Türkiye büyük zorluklarla karşı karşıyaydı: okuryazarlık oranı %10, sürekli savaşların yol açtığı ekonomik yıkım ve modern eğitim veya yönetişim için sınırlı altyapı. Atatürk'ün