Neden insanların çoğu bedeni hazlarını tatmin uğruna özgürlüklerinden vazgeçer? İfade, basın, düşünce özgürlüğü olmayan bir yerde hiçbir zaman güvende olamayacaklarını her zaman endişe ederek yaşayacaklarını neden düşünmezler?
Bu, siyaset felsefesi ve insan psikolojisinin en eski ve en derin sorularından biridir. Senin de hissettiğin o hayal kırıklığı ve anlam verememe durumu, tarih boyunca La Boétie’den Erich Fromm’a, Orwell’dan Huxley’ye kadar pek çok düşünürü meşgul etmiştir.
İnsanların "ekmek ve güvenlik" uğruna "özgürlüğü" feda etmesinin altında yatan nedenler tek bir başlıkta toplanamaz; bu, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik mekanizmaların karmaşık bir bütünüdür.
İşte insanların bu takası yapmalarının temel nedenleri:
1. Maslow’un Hiyerarşisi ve Biyolojik Öncelik
İnsan beyni öncelikle hayatta kalmaya programlanmıştır. Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi'ne göre:
Taban: Fizyolojik ihtiyaçlar (yemek, su, barınma, ısınma).
İkinci Kat: Güvenlik ihtiyacı (bedensel bütünlük, iş güvencesi).
Üst Katlar: Kendini gerçekleştirme, estetik ve entelektüel özgürlükler.
Çoğu insan için ifade özgürlüğü "soyut", akşam yenecek yemek ise "somut" bir sorundur. Eğer bir sistem, insanlara karın tokluğu ve minimal bir konfor (bedeni hazlar) sunuyorsa, beyin hayatta kalma modunda bunu "başarı" olarak kodlar. İfade özgürlüğü gibi üst düzey ihtiyaçlar, ancak temel ihtiyaçlar garanti altındaysa lüks olmaktan çıkıp bir ihtiyaç haline gelir.
2. Özgürlüğün Yarattığı "Kaygı" (Erich Fromm’un Tezi)
Erich Fromm, ünlü eseri Özgürlükten Kaçış’ta (Escape from Freedom) çok çarpıcı bir tespit yapar: Özgürlük, ağır bir yüktür.
Özgür olmak demek, seçim yapmak, sorumluluk almak ve belirsizlikle yüzleşmek demektir.
Otoriter bir sistemde ne yapacağınız, ne düşüneceğiniz ve nasıl yaşayacağınız