yalnızca sesimin yarattığı titreşimler iyi geliyordu bana. Belki de yalnızlıktan kurtulmak için gölgemle konuşuyordum. Derken inanılmaz bir şey gördüm, kapı açıldı ve o kahpe girdi içeri. Demek ara sıra da olsa beni düşünüyordu, buna da şükür! Yaşadığımı o da biliyordu demek, acı çektiğimi, ölmekte olduğumu...
Şükürler olsun! Fakat onun yüzünden ölmekte olduğumu biliyor muydu acaba? Bunu öğrenmek istiyordum, bilseydi yeryüzündeki en bahtiyar adam ben olurdum!
Benliğimin derinliklerindeki bir gücü çekip çıkarıyordu sanki o gözler. Ayaklarımın altında yer sarsılıyordu, o an yere kapaklansam tarifsiz bir haz olurdu bu benim için. Kalbim durdu, soluğumu tuttum. Nefes alırsam onun bir bulut gibi, duman gibi kaybolup gitmesinden korkuyordum.
İnsanların yürekleri arasındaki bağ yalnızca uyum üzerinden oluşmuyordu. Aksine, bir yaradan diğerine daha derin bağlar oluşuyordu. Acı acıyla, kırılganlık kırılganlıkla yürekleri birbirine bağlıyordu. Elemli çığlıklar olmadan suskunluk, kan toprağa akmadan affediş, insanın içini lime lime eden kayıplardan geçmeden kabulleniş mümkün değildi. İşte bu, gerçek uyumun kökünde var olan şeydi.
Çömelmek yani pişmanlık yasası, kendimde değildim içmiştim safsatası
Çömelmek: Törelerimiz böyleydi ben istemezdim filan
Çömelmek: Bana karılık yapsaydı
Çömelmek: Telefonla konuşmasaydı
Çömelmek: Boşanmasaydı
Onlar koca onlar baba onlar sevgili onlar devlet.
Eşitlik istediğimizi sananlar yanılıyor
Kim eşitlenmek ister hırsızlar ve katillerle Birhan!