Sadık Hidayet’in Kör Baykuş adlı eseri, modern İran edebiyatının en güçlü ve sarsıcı yapıtlarından biridir. Hidayet, Kafka, Dostoyevski ve Freud’un etkilerini kendi özgün üslubuyla harmanlayarak insanın en karanlık duygularını edebiyat sahnesine taşır. Roman, adı verilmeyen bir minyatür ressamının zihinsel çözülüşünü, varoluş sancılarını ve ölüm saplantısını anlatır. Okur, doğrusal bir hikâyeden çok, parçalı bir bilinç akışıyla ilerleyen, rüya ve gerçek arasında sürekli salınan bir atmosferin içine çekilir.
Eserdeki anlatıcı güvenilmezdir; anlattıklarının ne kadarı gerçek, ne kadarı hayal bilemeyiz. Onun için dünya yabancı, insanlar anlaşılmazdır. Hayatına anlam katacak tek şey olarak gördüğü kadın figürü ise iki uçlu bir biçimde anlatılır: “gölge kadın” ulaşılmaz, kutsal ve idealize edilmiş bir aşkı temsil ederken, “et kadın” tensel arzuyu, aşağılanmayı ve karanlık tutkuları simgeler. Bu iki figür arasındaki gelgitler, anlatıcının kendi içsel çatışmasını gözler önüne serer. Romanda ayrıca zaman zaman ortaya çıkan yaşlı adam, ölüm ve kaderle ilişkilendirilen sembolik bir karakterdir.
Kör Baykuşta yalnızlık, yabancılaşma, ölüm arzusu, kadın imgesi, rüya-gerçek belirsizliği ve zamanın döngüselliği öne çıkan temalardır. Baykuş, göz, şarap gibi tekrar eden semboller, eserin boğucu atmosferini daha da derinleştirir. Zaman kavramı silikleşir, olaylar döngüsel bir şekilde başa sarar, anlatıcı giderek bilinç ile bilinçdışı arasındaki sınırları kaybeder.
Hidayet’in dili kasvetli, yoğun ve gotik bir etki taşır. Okur, satırlarda yalnızca bir hikâye okumaz; bir zihnin en derin, en karanlık kıvrımlarında dolaşır. Kör Baykuş, huzur veren değil, rahatsız eden; eğlendiren değil, sorgulatan bir romandır. Bu yönüyle modernist edebiyatın önemli bir örneği sayılır. Kitap, okurda bir