Bu şekilde bakildiğinda, kalıtsal olarak devraldığıməz ve ya doğrudan deneyimlediğimiz travmalar yalnızca sıkıntı mirasını oluşturmaz, aynı zamanda gelecek nesillere paylaşılabilecek güç ve dayanıklılık mirası yaratır.
Uyanık olduğu her an gayretle ve durmaksızın iş başındadır. Sen hiç zihnine çalışmayı durdurmasını ve uyumana izin vermesini rica ederek, yalvararak, emrederek gece boyunca dönüp durmadın mı? Sen ki belki zihninin senin uşağın olduğunu ve senin emirlerine uymak
zorunda olduğunu, sen ona ne söylersen onu düşündüğünü ve durmasını söylediğinde durduğunu hayal ediyorsun.
Çalışmayı tercih ettiğinde, onu bir an bile hareketsiz tutmak mümkün değildir. En zeki kişi bile araştırsa, ona düşünecek bir konu vermeyi başaramazdı. Eğer zihin insanın
yardımına ihtiyaç duysaydı, kişinin sabah uyandığında ona iş vermesini beklerdi.
G.A.: Ah, olur şey değil! Fakat hizmetçiyi kendimin değil, öncelikle onun iyiliği için affedebileceğim seviyeye asla
gelemeyeceğim değil mi?
Y.A.: Neden olmasın-gelebilirsin. Cennette.
Papaz okulunda olduğu gibi, insan her zaman aynı insanları görürse, bunları yaşamının bir parçası saymaya başlar. İyi, ama bu kişiler de bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.
Ne var ki, hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini kesinlikle bilmez. Tıpkı şu, düşleri gerçeğe dönüştürmeyi beceremediği halde düş yorumculuğuna kalkışan cadı
gibi.