Yıllar önce Sabahattin Ali' nin sadece hikayelerini ve Kürk Mantolu Madonna' sını okuduğum için uzun zamandır Sabahattin Ali' yi tamamen okumak aklımda idi, fakat bir türlü sıra gelemedi. Şimdi, 2020' nin ilk kitabı olarak nihayet: İçimizdeki Şeytan.
Edebiyat ve şiir ortamlarında zaman zaman bulunmuş, dergici ve yayıncı camia ile iştigal etmiş, bu camiadaki "pek kıymetli edebiyat ağabeyleri(!)" ile münasebet kurmuş ve bu ortamlardaki ilişkileri tahlil etmiş aklıselim insanlar bu "elit(!)" ortamların sığlığı hakkında biraz fikir sahibi olurlar ve yollarına bakarlar yahut bu "elit" insanları başta sığ bulsalar da zamanla ortamın hengamesine kapılıp kendileri de onlardan biri oluverirler.
Evet, çoğu zaman sığ ve ikiyüzlü bulduğum insanların meclislerinin saygı duyduğumuz bir edebiyatçı tarafından, Sabahattin Ali tarafından, bize anlatılması en dikkatimi celbeden hususlardan biriydi ve bu satırları okurken bir süre sonra ciddi bir tiksinti duyduğumu, okuduğum ortamda yalnız olmama rağmen istemsizce yüzümü buruşturduğumu fark ettim.
Ömer ve Macide... Kitaba başlayıp, Ömer ile tanıştığımız ilk sayfalardan itibaren Ömer' deki şiddetli tembellik ve vurdumduymazlık güdüleri burnuma buram buram geldi ve daha ilk sayfalardan Ömer' e çok da tahammül edememeye başladığımı söyleyebilirim. Ki zaten kitabın sonlarına geldiğimizde, Ömer' in hapishanede "İçimizdeki Şeytan" hususunda, hepimizin bildiği o meşhur nutuğu kitabın başından beri Ömer ile ilgili olan düşüncelerimi özetler nitelikte idi.
Ömer ve Ömer gibi belirli bir davranış halini gösteren, tam olarak "tip" özelliğini taşıyan erkekler hem günlük hayatta hem de kurmaca metinlerde oldukça çok karşımıza çıkıyor gerçekten ve erkek bir yazarın hemcinslerini böylesine bir yönden tahlil edip başarıyla yazması takdire şayandır.