Bazen geçmişin tozu o kadar ağırlaşıyor ki, üzerime çöken o dilsiz yükle bugünün rüzgarına direnir hale geliyorum. Oysa biliyorum; dünün tortusunu bugünün o soğuk ama gerçek rüzgarıyla savurup atmazsam, geleceğin kapısını bırak görmeyi, yerini bile hayal edemeyeceğim.
Zaman sessizce yanımızdan akıp giderken biz hep o tozlu raflarda asılı kalıyoruz. Belki de artık her şeyi tutmaya çalışmaktan vazgeçip, canımızı yakan o rüzgara kendimizi bırakmanın vaktidir. Çünkü o tozlar savrulmadan, o eski anılar rüzgarda dağılmadan önümüzdeki puslu kapı asla aralanmayacak. Çehov’un bozkırındaki o uçsuz bucaksız sessizlik gibi; bazen insanın kendi içindeki o tozlu yolları rüzgara açması, ne gideceği yolu ne de geride bıraktıklarını düşünmesi gerekiyor. Yoruldum beklemekten; artık rüzgarın neyi götüreceğini izlemek, neyin kalacağına bakmaktan daha huzurlu geliyor.