Cihan Güney

Cihan Güney
@Cihanguney
Pentimento
Çocukken de sözcüklerini seçmede , sevgini belirtmede tutumlu davranırdın. Harçlığını bir günde harcardın da hiç değilse borç verme keyfini esirgerdin benden. Ödünsüzlüğün işine yaradı mı bari ?
Sayfa 13 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Reklam
Yeryüzündeki en ağır ve katlanılmaz duygu herhalde insanın kendini fazlalık olarak görmesidir. Gece gündüz düşündüğüm tek şey bu. Galiba ben fazlayım. Mahallenin köpeği bile bana temkinli bakıyor. Her şey o kadar ağır, sıkıcı, sonra bunaltıcı ki, kendimi karanlık, soğuk, nemli bir dünyaya uyanmış gibi hissediyorum. Ölümün en koyu, en kasvetli gölgesine tutsak edildiğimi hissediyorum. Bu, bir ağacın gölgesine hiç benzemiyor. Orada keder çeşmesi hiç durmadan akıp gidiyor. Acılar irinli, islak islak tene yapışıyor. Ayın yü- zünde bile leke var. Topraktan kusmuk kokusu yükseliyor. Şehre bakıyorum, ağır bir küf kaplamış sanki. Son günlerde şunu sormadan edemiyorum. Acaba ben öldüm de haberim mi yok? Bilemiyorum. Durum böyle değilse bile can çekişen sahte bir dünyaya işınlandığımdan eminim. Bir yerde okumuştum, şöyle diyordu: İnsan isterse bütün bir hayatı ölü de gösterebilir, canlı da. Bu insanın kendi elindeymiş. Ben bugünlerde neye baksam ya da dokunsam sadece ölümü duyumsuyorum. Her şey ruhsuz, tatsız... dün aynada annemi gördüm örneğin. Sonra yitip giden Özgür’ü... mezar taşları zihnime yerleşmiş sanki. Olümün soğuk yüzünü zihnimden silemiyorum. O kadar çok varesizim ki, tanımlayamadığım bir güç bütün enerjimi yutmuş sanki. Takatsizim. Bir bakıyorum bir gün otura otura uyuşmuş, kalmışım; bir başka gün bakıyorum dolaşmaktan yorulmuş bitap düşmüşüm. Sayfa: 283 #EdipYalçınkaya #Mahzen
Sayfa 283·Kitabı okudu
Edebiyat
Antonio’nun yüzü şiş berelerle, siyah ve sarı lekelerle biçimsizleşmişti, alnında iki plaster vardı, diş etleri sızlıyordu. Ama ince kırışıklıkların çevrelediği gözleri gene meydan okur gibi gülümsüyordu. ‘Birisinin nasıl susabildiğini değil, nasıl konuşabildiğini anlamak zor’ diye düşünüyordu Antonio. Gerçekten de, işkenceler ve sorgular sırasında dayanamayacağı bir kez olsun aklına gelmemişti. Bunu varsaymak bile elinden gelmiyordu. Sorgu yargıcının sözleri ona gülünecek bir şey gibi geliyordu: Nerede oturduğumu söylemek, ha? Sevdiğim kadının oturduğu evi size göstermek, ha? Arkadaşlarımın gelip gittiği ve belgelerin saklandığı evi, öyle mi? Bunu size, acımasız düşmanlara söylemek, öyle mi? Tutuklanışımdan bir gün sonra Ramos’un geleceği evi, ha? Arkadaşlarımın adını vereyim de onları da tutuklayın, öyle mi?
Siyaset
YEL DAĞI DESTANI zemherinin en zorlu ayında, kırk yedi candık yel dağı’nda kökleri toprakta, gözleri patlamaya yüz tutmuş tomurcukta, kırk yedi can, kırk yedi partizandık, doksan üç’ün ocağında. bahara gebe dağlarımın lanet okunası kışında, öfkemiz dorukta, bilincimiz kızıl bir ufukta, kırk yedi can, kırk yedi partizan, hain bir kuşatmadaydık. lakin; pülümür’den uzanıp, pulur’a varmakta, ve böylece kuşatmayı yarmakta kararlıydık. çünkü bir partizandık... ...düştük yollara, vurduk dağlara. karları yara yara, dağları aşa aşa, vardık köylerde yanan sıcak ocaklara; o ocakları ısıtan sımsıcak insanlara. o insanlar ki dosttular. vurgun yemiş balıkları
Bana sorarsanız, ben ölümün de güzel yanları var derim. Hele bir de yalnızsanız bence öleceğiniz için hiç üzülmenize gerek yok. Çünkü ölüm sadece yaşayanlara acı verir... #MaÜlkesi