"Duygularımızı yalnız ölümün uyandırdığına dikkat ettiniz mi? Bizden yeni ayrılmış dostlarımızı ne kadar severiz, değil mi? Ağızları toprakla dolup hiç konuşmaz olmuş hocalarımıza ne kadar hayranızdır! Saygı o zaman çok doğal olarak gelir, belki de tüm yaşamları boyunca bizden bekledikleri o saygı. Ama biliyor musunuz niçin ölülere karşı hep daha dürüst ve daha Cömert'izdir? Nedeni basittir! Onlara karşı yükümlülüğümüz yoktur. Özgür bırakır bizi onlar, zamanımızı rahatça kullanabiliriz saygıyı boş zamanlarımızda kokteylle sevimli bir metres arasına koyabiliriz. Bizi bir şeye yükümlü kılarlarsa, belleğe yükümlü kılar onlar, bizimse belleğimiz zayıftır. Dostlarımızda sevdiğimiz, taze ölüdür, acılı ölü, heyecanımız, eninde sonunda kendimiz!"
"Gerçek hayat ve canlılık denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilemiyoruz bile! Kitaplarımızı, hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız. Neyi sevip neden nefret edeceğimizi, kime tutunup kimden uzak duracağımızı, neye saygı duyup neyi hor göreceğimizi bilmeyeceğiz. Etiyle, kemiğiyle gerçek birer insan olmak bile bizim için o kadar zor ki!... Utanıyor, ayıp kabul ediyoruz bunu. "Soyut insan" olmaya can atıyoruz. Ölü doğmuşuz bizler; uzun zamandan beri canlı olmayan babalar soyundan ürüyoruz. Gittikçe de hoşumuza gidiyor bu... Öyle ki çok yakında, düşüncelerden üremenin bir yolunu bulacağız."