David Diop’un, Gece Tüm Kanlar Karadır romanı, savaşın bireyin ruhsal yapısını nasıl dönüştürdüğünü Senegalli asker Alfa üzerinden anlatır. Arkadaşı Mademba’nın vahşice öldürülmesinin ardından, Alfa travmanın ve suçluluk duygusunun içinde boğulmaya başlar. Öldürme eylemi, onun için artık bir görev değil; içsel çatışmalarının, yasının ve öfkesinin dışa vurumuna dönüşür.
Alfa’nın her taarruzda bir Alman askerini öldürürken bunu saplantılı bir ritüele çevirmesi, savaşın bireyde bıraktığı izleri ve travma sonrası stres bozukluğunun belirtilerinin yansıması gibidir. Kurbanlarını seçerken kriterinin mavi göz olması, suçlunun kimliğinden çok Alfa'nın travmalarının sembolüdür.
Romanın büyük bölümü iç monologlarla ilerlediği için bir noktadan sonra bunaltıcı bir tekrar hissine neden olduğunu düşünüyorum. Tüm bu kan ve vahşete rağmen anlatımın oldukça basit bir dille kaleme alınmış olması da beklentimin altında kaldı. Yazar güçlü bir fikirle yola çıkmış olsa da, romanın ismindeki çarpıcılığı tam anlamıyla yansıtamadığını düşünüyorum.
"artık ne mutlu ne de mutsuzum. her şey geçip gidiyor.
bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde 'insan' dünyasında tek gerçek şey bu. her şey geçip gidiyor."
"insan boğazı dügümlenip allak bullak oldugu zaman,
ruhu doğa ile konuşmaya başlar, gözyaşları arada bir sözlerinin yerini alır.
oysa, gözyaşlarından daha etkili bir dil de yoktur."