Huzurlarında Resûlullah’ın (sav) ashabının faziletinden söz açıldı. Abdullah-ı Dihlevî hazretleri buyurdular ki:
“Bütün ümmetin en faziletlisi ve en şereflisi Hulefâ-yi Râşidin’dir. Yeryüzünün dört yanına hidayet, bu dört halife vasıtasıyla ulaşmıştır. Onlardan sonra ümmetin en üstünü aşere-i mübeşşeredir. Hiçbir kimse onların kemalinin yüzde birine ulaşamamıştır. Böyle bir müjde onlardan başkası hakkında hiç işitilmemiştir. Bunlardan sonra Bedir Savaşı’na katılan sahabiler gelir. Onların her biri şehadet ve vilayet semasının parlayan ayıdır. Bu sahabilerden sonra ümmetin en üstünü Bey’atürrıdvân’da bulunan ashâb-ı kirâmdır. Bu sahabiler ağaç altında Resûlullah’a (sav) biat edip iman nehrinin suyuna kanmışlardır. Sonra ashâb-ı Uhud’dur. Bütün ümmetin evliyası, onlardan birinin derecesine ulaşamamıştır. Bunlardan sonra diğer bütün ashap gelir. Zamanın ve zeminin serveri Hz. Peygamber’e iman ederek onu gören veya Resûlullah’ın kendisini gördüğü her kimse, o büyüklerin zümresine dahildir.”
Bir gönlüm var ama o gönülde yüz türlü mahrumiyet var. Kanlı gözüm yenimde, göz yaşımda tûfan var. Kıyamet gününde herkes elinde defteriyle gelir, ben ise sevgilinin tasviriyle orada olurum.
Hâce Muhammed Can Kudsî-i Meşhedî
Tefekkür sahipleri yere, göğe bakarak hikmetli düşüncelere dalarlar. Bunun sonucu olarak Hazret-i Peygamber’in şu duasındaki hikmetten nasiplenmeyi umarlar:
“Ya Rabbi! Hakkındaki hayretimi artır.”