Cevat Özgül JAN

Cevat Özgül JAN
@CkJan
15 okur puanı
Mart 2026 tarihinde katıldı
Budala
Puan vermedi·779 syf.··
2026 2. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 21:52
insanın saflığı ile dünyanın çürümüşlüğünü karşı karşıya koyan ağır bir roman. Dostoyevski burada sadece bir hikaye anlatmaz. İyiliğin gerçekten bu dünyada yaşayabilir olup olmadığını sorgular. Dürüst, merhametli ve temiz kalabilmiş nadir insanlardan biridir. Ama roman ilerledikçe insan şunu fark ediypr. İnsanlar kötülükten çok saf iyiliğe tahammül edemiyor. Kitap boyunca herkes birbirini kullanır ezmeye çalışır, çıkar peşinde koşar. Prens ise bütün bu sahte dünyanın içinde adeta yanlış yere düşmüş bir insan gibi dolaşır. Bu yüzden ona budala derler. Çünkü modern insan için çıkar gözetmeyen biri aptal görünüyprdur. Romanın en güçlü tarafı insan psikolojisini korkutucu derecede gerçek işlemesi. Kibir aşk kıskançlık merhamet tutku ve delilik birbirine karışıyor. Özellikle bazı diyaloglar insanı rahatsız ediyor çünkü karakterlerin içinde kendinden parçalar görüyorsun. Budala bittiğinde bende güzel bir huzur bırakmadı. Daha çok sessiz bir yorgunluk bıraktı. Çünkü kitap bana insanların neden yalnızlaştığını ve neden birbirini tükettiğini gösterdi. Dostoyevski burada karakter değil, insan ruhunun en kırılgan taraflarını yazmış.
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kumarbaz
Puan vermedi
Kumarbaz. Okurken insanın içine sinsice yerleşen bir huzursuzluk var. Bu huzursuzluk dışarıdan gelen bir gerilim değil, içeriden kemiren bir çürüme gibi. Çünkü mesele kumar değil. Mesele insanın kendine rağmen hareket etmesi, bile bile kendi sonunu hazırlaması. Fyodor Dostoyevski burada karakter yaratmıyor, adeta insanın zaaflarını bir masaya oturtup gözümüzün içine baka baka oynatıyor. Alexey sıradan bir bağımlı değil. Onu basit bir kumar düşkünü diye okumak kitabı ıskalamak olur. Asıl trajedi, onun her şeyi fark ediyor olması. Kaybettiğini biliyor, küçük düştüğünü biliyor, hatta zaman zaman kendinden nefret edecek kadar berraklaşıyor. Ama yine de masaya geri dönüyor. İşte tam burada insan kendinden kaçamıyor. Çünkü bu döngü sadece rulet masasında değil, hayatta da aynı şekilde işliyor. İnsan sevdiği şeyde değil, kendini yok eden şeyde ısrar edebiliyor. Polina ile olan ilişkisi ise ayrı bir yarılma. Sevgi dediğin şeyin nasıl güç savaşına dönüştüğünü görüyorsun. Birbirlerine yaklaşmak yerine birbirlerini sınayan, ezen, küçük düşüren iki insan. Burada romantizm sıfır, sahici bir çarpıklık var. İnsan sevdiğini neden incitir sorusunun cevabı yok, ama Dostoyevski bunun kaçınılmazlığını yüzüne çarpıyor. Kitap boyunca en rahatsız edici olan şey şu. Kimse tam anlamıyla masum değil. Herkes bir yerden çürümüş. Ve bu çürüme öyle dramatik büyük anlarla değil, küçük tercihlerle büyüyor. Bir bakıyorsun insan kendi hayatının seyircisine dönüşmüş. Elinde bir umut yok, ama masayı terk edecek irade de yok. İşte bu çaresizlik kitabın gerçek ağırlığı. Açık konuşayım, bu kitabı okuyup da “ben böyle olmam” diyorsan kendine yalan söylüyorsun. Çünkü Dostoyevski’nin yaptığı şey başkasını anlatmak değil, seni ifşa etmek. Kumar burada sadece bir araç. Asıl mesele insanın içindeki o kontrolsüz
KumarbazFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202388,4bin okunma
Asıl soru şu:
Puan vermedi
Eğer doğmak bir hataysa, yaşamaya devam etmek bir zayıflık mı, yoksa bilinçli bir başkaldırı mı??? Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne: Hayata karşı açılan en dürüst ve en acımasız davadır. Bu kitap anlatı kurmaz, bir çıkış yolu da sunmaz, tam tersine insanın varoluşunu sorgulayıp elinde kalan tüm tesellileri tek tek söker. Ama burada kritik bir nokta var. Cioran aslında yaşamayı reddetmiyor, yaşamaya rağmen düşünüyor. Yani bu kitap bir “ölüm çağrısı” değil, anlamın çöktüğü yerde bile bilincin susmamasıdır. Bu yüzden kitap karamsar değil, radikal derecede berraktır. Kısaca diyebilirim ki Bu kitap iyileştirmez, insanı soyar. Geriye ne kalıyorsa, işte o gerçek sendir..
Doğmuş Olmanın Sakıncası ÜstüneEmil Michel Cioran · Metis Yayıncılık · 20192,872 okunma
Puan vermedi
Varlık ve Hiçlik, Jean Paul Sartre tarafından insanın kendi varlığını inkar etme biçimlerine tutulmuş sert bir aynadır ve bu aynaya bakmak cesaret ister çünkü kitap insanın kendini sandığı şey olmadığını adım adım gösterir insan ne bir kimliktir ne bir geçmiştir ne de toplumun ona biçtiği rol o yalnızca seçimlerinin toplamıdır ve bu seçimlerden kaçmak için sürekli kendine hikayeler uydurur Sartre bu kaçışı kötü niyet olarak adlandırır ve insanın en büyük sahtekarlığının başkalarına değil kendine karşı olduğunu söyler bu noktada kitap özgürlüğü bir lütuf gibi değil bir lanet gibi sunar çünkü özgür olmak demek her an kendini yeniden yaratmak zorunda olmak ve bunun sorumluluğunu kimseye yükleyememektir fakat tam burada Sartre’ın yaklaşımı yumuşuyor, çünkü insanı fazlasıyla soyut bir bilinç olarak ele alır ve bedenin ağırlığını toplumsal baskının sertliğini ve gerçek dünyanın sınırlarını küçümser bu yüzden kitap zihni sarsan ama hayatı tek başına açıklayamayan bir yapı kurar yine de bir kez ciddiyetle okunduğunda insanın kendine söylediği bütün bahaneleri kirli ve yetersiz göstermeyi başarır ve geriye rahatsız edici bir gerçek bırakır insan çoğu zaman kurban değil kendi kaçışının mimarıdır.
Varlık ve HiçlikJean-Paul Sartre · İthaki Yayınları · 20181,123 okunma
Modern Mahküm
9/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Ben okurun beklentilerini karşılamak için yazmıyorum. Hatta çoğu zaman onları bilinçli olarak kırıyorum. Çünkü insan, kendisine sunulanla değil, sarsılanla düşünmeye başlar. “Modern Mahkûm” bir hikâye anlatmaz. Bir kaçış da sunmaz. Bu metin, özgür olduğunu sanan insanın kendi zihninde kurduğu düzenin içinde nasıl sıkıştığını gösterir. Görünmeyen sınırlar, alışılmış düşünceler ve sorgulanmadan kabul edilen gerçekler… Asıl hapishane bunların toplamıdır. Benim yazdıklarımda kahraman yok. Çünkü insan, anlatıldığı kadar güçlü değildir. Çoğu zaman kendi kurduğu yapının içinde yönünü kaybetmiş bir varlıktır. Bu yüzden metinlerimde bir yol gösterilmez, bir çıkış sunulmaz. Sadece yüzleşme vardır. Edebiyat benim için bir anlatı değil, bir müdahaledir. Okurun zihnine dokunan, onu rahatsız eden ve kendi iç sesinden kaçamayacağı bir alan açan bir müdahale. Bu yüzden yazdıklarım herkese hitap etmez. Ama eğer bir gün kendi hayatının sana ait olmadığını hissettiysen, zaten bu metnin içindesin.
Modern MahkumCevat Özgül · Mkb Halk Kütüphanesi Yayınevi · 20262 okunma