Yusuf Akçura, Türkçülük akımının en önemli temsilcilerinden biridir. Türk milletinin varlığını ve birliğini koruma çabası, eserlerinde ve siyasal faaliyetlerinde açık bir şekilde görülmektedir. Akçura, Türkçülük fikrini modern bir millet inşa etme çabalarının merkezine koyar. Türkçülük, onun düşünce dünyasında yalnızca bir kimlik sorunu değil, aynı zamanda siyasal ve kültürel bir kurtuluş yolu olarak önem taşır.
Akçura’nın kaleme aldığı Üç Tarzı Siyaset eseri, Osmanlı'nın çöküş döneminde çıkış yolları arayan aydınların ve padişahların uygulamaya çalıştıkları Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük ideolojilerinin uygulanabilirliğini, avantajlarını ve dezavantajlarını eleştirir. Çokuluslu bir imparatorluğun geleceğine dair öne sürdüğü bu üç temel siyaset tarzı, Tanzimat'tan itibaren Osmanlı elitlerinin çelişkilerini özetleyen bir tartışma zemini yaratmıştır. Eser, imparatorluğun son yıllarında yaşanan fikir ayrışmasını anlamak için hem teorik hem de tarihsel açıdan önemli bir yere sahiptir.
Akçura, Osmanlıcılık fikrini eleştirirken, imparatorluğun çok uluslu yapısı nedeniyle bu siyasetin uygulanabilir olmadığını savunur. Osmanlı milleti yaratma çabasını, Amerikan milletinin yapay bir şekilde inşa edilmesine benzetir. Ayrıca Fransız İhtilali'nin yaydığı milliyetçilik akımı, Osmanlı'daki farklı milletlerin bir arada tutulmasını neredeyse imkânsız hale getirmiştir. Bu bağlamda Akçura, Osmanlıcılık fikrine dair şu önemli eleştiriyi yapar: “Farklı milletleri bir arada tutma çabaları, kaçınılmaz olarak zayıf bir birlik yaratır.”
İslamcılık düşüncesine yönelik eleştirilerinde Akçura, modern dünya düzeninde din temelli bir siyasetin uluslararası alanda etkisiz kalacağını belirtir. İslamcılık fikrinin Osmanlı tebaasını Müslümanlar ve gayrimüslimler olarak ikiye ayıracağını ve