Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir taraftan, yani aslında Nimet Hanım gibi bir annem olmasını katiyen istemezdim diyorum, bir taraftan da annem olsaydı da keşke Nimet Hanım olsaydı diyorum. Şunu biliyorum ki bu dünya da eğer annen yoksa, anne olabilecek herkes ve her şey, senin annen olsun istiyorsun.
Bu ne el âleme karşı. Millet bilmez bu Vecdi'den ne çektiğimizi, cenazeleri var ama bir zil takıp oynamadıkları kaldı, derler. Hadi Refiye, hadi bacım, ağlayın siz biraz" diye zorlu görevi attı Refiye Teyzemle çocuklarına. Başta zorlansa da, çektiklerini anlatmaya başladı, Almanya'da olanları falan. Baktık iyi gidiyor, biz de gaza getirdik. İyice coştu. "Bunun yüzünden gün yüzü görmedim, evlenemedim, kurudum kaldım baba evinde" diye Vesile Teyzem de topa girdi. Baktık, sanki ölen bunun kocası, tabutun önünde ağlıyor. Anneannem tarlaya ağladı, dedem hapse girdiğine, Sedat'la Vecihe babasızlığına; ben bile tutamadım kendimi. Zaten sevgilimden yeni ayrılmışım, acım taze, Vecdi bahanem oldu.
Acıyı çekerken çekiyorsun, anlatırken gözyaşların senden önce konuşuyor. Yıllar içinde alışıyorsun, her geçen gün daha çok alışıyorsun. Bir zaman sonra başkasının hikâyesi gibi anlatmaya başlıyorsun, sanki sen yaşamamışsın, sanki sen çekmemişsin gibi.
Her gittiğimde Reyhan Hanım'a da uğruyor, karşısında öylece duruyordum. Ne tuhaf, hayattayken de onu görünce nutkum tutuluyordu, mezardayken de. Sevgi, sevdiğin ölünce azalmıyordu. Azalsa zaten adı sevgi olmazdı. Yunus Emre'nin “Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil" dediği ten, Reyhan Hanım'ın o gün ışığında ışıldayan teniydi. Can dediğiyse zaten ben de gizliydi. Daha önceleri Reyhan Hanım'ı uzaktan seviyordum, onun haberi olmadan, ona belli etmeden, ona anlatmadan. Şimdi de aynı durumdaydım. Tek fark ben ayaktayken, onun mezarda olmasıydı.
Sayfa 17 - Bir bakanlık müsteşarının özel kalem yardımcısı·Kitabı okudu