Plath'ın narin, incinebilir ruhani varlığı ve her şeyin sürekli kirlenişinin iç karartıcı bir şekilde farkında oluşu, onu ölüme sürüklemiştir.
…
Uygarlığa yönelik tehditlerin, kitlelerin ideal bir insanlığa ve var olmanın hazlarına veda edişlerinin yanı sıra, Plath'ın oluşturduğu psişik atmosferde önemli bir rol aldıkları için en küçük ayrıntıları bile abartma eğilimi, şiirle tanımlanacak vakumu oluşturur. Peki neden düşünceli bir sükûnet içinde mesafesini koruyup, estetik bir uzaklıkta duramaz? Plath'ın var oluşu, zalimliği doğal olarak kendisini yabancılaşmaya itecek olan şikâyetçi zihni tarafından beslenen bir yalnızlık peçesiyle örtülür. Istırap içinde yaşar ve kaçamak kederini kavramayı başarır. Şiirlerini köşkünün tamiratı sırasında konan tuğlalar, intiharınıysa tam bir başarısızlık olan bu evin tamamen yıkılması eylemi olarak görebiliriz.
Sayfa 37 - Everest Yayınları, 9. Basım, Çev. Dost Körpe
"...Ölmek bu dünyada yeni bir şey değildir, ama yaşamak daha da az yenidir..." der Rus şair Yesenin “Elveda” adlı şiirinde, intihar etmeden önce. Benzer ya da farklı sebeplerle, sözlerini doğrulamak için kendini öldürmüş pek çok büyük sanatçı vardır.
Aklımıza Kleist, Nerval, Mayakovski, Pavese, Crevel, Vaché, Duprey, Caravan gibi şairler ve London, Hemingway, Woolf gibi romancılar gelebilir ki yürekleriyle zihinlerinin sentezinin düzenini değiştirmeye çalışmış ancak umutsuzluğa kapılarak pes etmişlerdir. Ölümü ısrarla kapıda bekleterek ıstıraplarını kendilerine ve başkalarına ölüm ve intihar giysileri dikerek ifade etmiş kişileri de anımsarız elbette; Lautréamont, Rimbaud, Dostoyevski, Baudelaire, Rilke, Artaud ve Kafka gibi.
Sayfa 36 - Everest Yayınları, 9. Basım, Çev. Dost Körpe
Tüm intiharlar, Sanayi Devrimi döneminin “Habeas Corpus” yasasını çiğnerler çünkü var olan otorite (her ne ise) tarafından tutuklanıp devlet kanunları ya da örneğin normal bir ölüm gibi doğa kanunları tarafından yargılanmaya karşı çıkmak anlamına gelirler...
Yunan düşüncesinden itibaren tarih boyunca her uygarlıkta, intihar fikrinin birey, toplum ve özellikle de yönetici sınıflar için olumsuz bir kavram olduğu açıkça vurgulanır ya da ima edilir.
Düzene, birlikte var oluş kurumuna, ego kurumuna, ego ile başkaları arasındaki ilişkileri içeren kuruma karşı bir isyan olarak görülür.
Aristo'nun intiharı yorumlayışına baktığımızda dinsel sebeplerden dolayı, şehri kirlettiği ve faydalı bir vatandaşın yok edilmesiyle ekonomik açıdan zayıflattığı, sosyal açıdan sorumsuzca bir eylem olduğu için devlete karşı İşlenmiş bir suç saydığını görürüz.
Peki toplumun kalıplaşmış normlarına, kişinin zihnini ve psikolojisini kurmak suretiyle mahveden kurallara, devletin rahatsız edici kanunlarına ne demeli diye sorabiliriz...
Epikürcülük ve Stoacılık gibi bireyci felsefeler intiharı adil görür. Ancak tarih boyunca etkili olmuş Hristiyanlık, İslam ve Budizm gibi büyük dinler, intiharı ölümcül bir günah olarak değerlendirir ve kitlelere güçlü talimatlarıyla korku aşılarlar.
Sayfa 35 - Everest Yayınları, 9. Basım, Çev. Dost Körpe
Sartre’a göre “İntihar dünyada var olmanın bir başka yoludur.” Çünkü kişi bir eylem olarak ölümü seçtiğinde kendi varlığının farkına vararak varlığının tanımını hiçlikle yapar.
Sayfa 33 - Everest Yayınları, 9. Basım, Çev. Dost Körpe
Freud'a göre, intiharda yaşam ilkesi ölüm ilkesi tarafından iptal edilir. Ölüm içgüdüsü; sadizmin, mazoşizmin ve benliğin tüm şiddete yönelik niteliklerinin tohumudur. İntikam, kin, düzeni bozmak, “diğerini” öldürmek; intihar eylemini içeren temel ögelerdir. Ama bu ölüm içgüdüsü bu kadar etkiliyse intihar oranlarının neden bu kadar düşük olduğu sorulabilir. Belki kendini yok etmek de bir kendini koruma girişimi, sevgi görmek için atılan bir çığlık, mutlu yaşama olasılığının aranışıdır...
Sayfa 33 - Everest Yayınları, 9. Basım, Çev. Dost Körpe