“Yarının hiçlik olması tehdidiyle mutlu olamam ve olmayacağım. Derin bir hakaret bu... Bu yüzden, beni acı çekmem ve yok olmam için, fikrimi sormadan ve küstahça var eden bu doğayı; su götürmez davacı, savcı ve davalı rolümle, kendimle birlikte mahkûm ediyorum... Doğayı yok edemediğim için de sadece kendimi yok ediyorum, hiçbir suçlunun bulunmadığı bir tiranlığa katlanmaktan bezmiş olarak..."
Sylvia Plath
Sayfa 29 - Everest Yayınları, 9. Basım, Çev. Dost Körpe
S. Plath kendini, uygarlığın Nazizm'e meyilli niteliklerini taşıyan sadist bir dinleyici kitlesine sahip becerikli ve intihara meyilli bir yaratıcı olarak görür.
Sayfa 25 - Everest Yayınları, 9. Basım, Çev. Dost Körpe
Lowell, Plath, Ginsberg, Roethke, Berryman ve Sexton; kişinin evrensel ıstıraplarda kendini unutmasını ve bu unutuş tarafından hem parçalanan hem de bütünleşen yeni bir benlik edinmesini gerektiren bu gerçekliğin bilincindeydiler.
Paul Tillich'in, Feodal Çağ'ın "Kendini Bil" düsturunun 20. yüzyıldaki yorumu şöyledir: "Kendini tasdik etme cesareti, kişinin kendi şeytani derinliğini tasdik etme cesaretini içermelidir." Yukarıda bahsedilen şairlerin hepsi de kendi şeytani derinliklerinin varlığını belirtmiş; böylece feodal etik ile tarihsel gerçeklerin sergilediği birikimlerden kaynaklanan bir farkındalık arasındaki farkı kanıtlamışlardır. Özellikle S. Plath, bunu kendini öldürecek kadar uç bir noktada doğrulayarak sonuçta cinayet işleyebileceğini göstermiştir.
Sayfa 23 - Everest Yayınları, 9. Basım, Çev. Dost Körpe
1- GİZDÖKÜMCÜ TÜR NEDİR VE SYLVIA PLATH'IN ŞAİRLİĞİ BU TÜRE NE KADAR AİTTİR?
Gizdökümcü türün tanımlayıcı özelliği, kendini aklama peşinde olan şairin yeraltına inmesidir. Aslında bu genel nitelik, insanların bilincindeki sebebi belirsiz korkuları irdeleyen tüm sanat eserleri için geçerlidir aynı zamanda.
Her şeyden önce gizdökümcü türün kökenlerine baktığımızda; Emerson, Hawthorne, Melville gibi transandantalistlerle (ki onlar Avrupa kültüründen faydalanmışlardı) Poe gibi grotesk bir figürü saymazsak 50'li ve 60'lı yıllardaki bu Amerikan kuşağının öncüllerinin Fransız sembolistleriyle sürrealistleri olduklarını görürüz. Baudelaire, Rimbaud, Verlaine, Mallarmé gibi büyük şairler, bu asi evlatlar; rüya, illüzyon, fantezi ve hayal gücü dünyasını yaratarak, zaman zaman budalalığa yaklaşan bir şekilde bilinçaltını açmaya çalışmışlardır. Bu başlangıç sonradan, tüm toplumlarla kurumların mantıklı ve yüce fikirli insanları, sundukları şeyleri reddetmeye zorladıkları mantığıyla her türlü deliliğe onay veren sürrealizme dönüşmüştür.
Sayfa 19 - Everest Yayınları, 9. Basım, Çev. Dost Körpe