Uykularını dolduran, uyanık olduğun vakitler de gözlerinin önünden geçen imgeler, giderek sanrıya dönüşen, kimbilir, bir gün hayalden varlıkları içinde kendi varlığını yitireceğin hayaletler.
Hayatın kısa olduğunu söyleyenlerle aynı düşüncede değilim. Tersine, çok uzundu, çok uzundu içsürem. Uzun yıllar yaşadım, istemek, bazen de tutkulara
kapılmak, aradığını bulamamak, ardından da umulmadık rastlantıların verdiği mutluluklar. .. işte buydu bütün "hayat" dedikleri. İstediklerinin olmaması
ile onların yerini doldurmaya çalışan başka şeyler...
Gençliğinde atıldığın yeni hayat, bilmediğin karmaşıklıklar üzerine kurulmuş bir labirentten başka neydi ki? Çıkışı bilinmeyen bir labirent. İnsan da bir labirent değil mi?