O güzel günlerin bir an önce gelmesini isteyen insanların sabırsızlığı, bir mezar gibi dört bir yanlarını çeviren şu kör olası yoksulluktan sıyrılıp, kendilerine düşen yeryüzü mutluluğunu tatmak isteyen kişilerin heyecanıydı bu.
Emekçiler yüz yıldır hızla artan zenginlik ve rahatlıktan payların alabilmişler miydi? Hadi bakalım özgürsünüz artık diyerek bir köşeye atmışlardı zavallıları: Evet açlıktan ölme özgürlüğüne sahiptiler, onlar da bol bol kullanıyorlardı bu özgürlüğü.
Kararsızlık içindeydi, yüreğinde bir sıkıntı vardı, kendi başına buyruk olmanın sevinciyle seve seve katlanılan açlığı, susuzluğu, yakıcı güneş altındaki bitmez tükenmez yolları arar gibiydi.
Gerek resim sanatında gerekse edebiyata yerleştirilmiş temsillerde ve anlatımlarda her zaman ilgi duyduğum bir konu Jesus ve Judas. Heinrich Bloch'un 'Petrus'un İsa'yı İnkarını resmettiği eseri en etkilendiğim eserlerden mesela. Ama bu eserde bir tabloda anlatılan hikâye kadar etkileyici bir anlatım bulamadım. Belki de ben yakalayamadım. Türü nedeniyle detaylı bir konu bütünlüğü temennim yoktu fakat bu kadar kopuk ve karmaşık bir anlatım da beklemiyordum. Sanırım yazarın okuyucudan beklediği Yahuda'nın ilahi olarak nitelendirilen insanların arasındaki o gerçek insanın griliğini de yakalayamadım. Ama yine de bir fiyasko demek istemiyorum.