Ben Rusya’da Tolstoy’un mezarından daha muhteşem, daha etkileyici bir yer görmedim. Ormanın derinliklerine yerleştirilmiş bu yüce kutsal mekân tek başına ve yapayalnızdı. Hiç kimsenin uğramadığı ve hiç kimsenin korumadığı, sadece birkaç büyük ağacın gölgelediği, dikdörtgen biçimindeki toprak yığınından başka bir şey ifade etmeyen tepeye, dar bir patika yoldan gidiliyordu. Torununun mezarı başında bize anlattığına göre, boylu boyunca uzayıp giden bu ağaçları Lev Tolstoy kendi eliyle dikmişti.
Bir insanda iktidarın her çeşidinin sebep olduğu içsel katılaşmayı, o ulusların kazandığı her zaferin sebep olduğu ruhsal donukluğu göstermek ve bunun karşısına insanın iç dünyasını derinden sarsan mağlup olma duygusunu koymak beni her zaman cezbetmiştir.
Tedbirli davrananlara korkak ve insanca hareket edenlere zayıf kişilikler diyen, düşüncesizce davet ettikleri felaket karşısında ne yapacağını şaşıran bu riyâkarlar sürüsü her yerde ve her zaman aynıydı.