Gerçeğe yönelik büyük bir edebiyatın Fransız ulusuna ne büyük bir ölümsüz güç verdiğine yürekten inanmıştım çünkü şairlerin, roman yazarlarının, tarihçilerin ve gelenekleri araştıranların betimleyici sanatları sayesinde Paris’te gördüğüm hiçbir şey bana yabancı değildi, onları daha önce kendi gözlerimle de görmüştüm.
Belki de içinden geldiğim ahlaklı çevre ve aslında benim de “güvence” sorunsalından bir türlü kurtulamamamın asıl sebebi, hayatlarını, zamanlarını, paralarını ve sağlıklarını iyi itibarlarıyla birlikte hovardaca ve hiçe sayacak kadar harcayan bütün bu tutkulu insanlara, amaçsız bir yaşam sürerek ânın tadını çıkaran insanlara hayranlık duymamdı; o güçlü kuvvetli ve dizginlenemez varlıklara karşı beslediğim sevgi, öykülerimde ve romanlarımda da görülebilir.
Sürekli bir korku ve utangaçlık içinde, yaşamın her köşesinde, edebiyatta, sanatta ve giyim kuşamda her türlü tahrikten uzak kalabilmek için ahlaksızlık konusu hep gündemde tutulduğundan, aslında sürekli ahlaksızlığı düşünmek zorunda kalıyorlardı; bu gençlik, sürekli neyin uygun olmadığını araştırdığı için, aslında hep bir dikkat kesilme halindeydi.
İnsanın kaslarıyla ilgili olarak ihmal ettiği şeyler, sonradan telafi edilebilir. Buna karşın düşünsel olana yükselme ve ruhun içsel olarak onu yakalama gücü, sadece o düşünsel şekillenmenin gerçekleştiği yıllarda geliştirilebilir; iç dünyasını genişletmeyi erken öğrenen kişi, daha sonra tüm dünyayı içine sığdırabilir.