Bir dünya klasiği olan eser mi, yoksa konusunu oluşturan sıkıntılar mı ?. Diye sormadan edemiyor insan son cümlesini de okuyup kapağını kapatınca kitabın...
Ve "Acılarımız tarih kadar eski.." deyişi geldi aklıma Sezen'in.
Adı Anna, Helen, Çiğdem ya da Bihter. Ne fark eder. Sevilmeye açken ve hiç anlaşılmamışken. İlgiye sevgiye muhtaçken. Başka şeylerin varlığı önemlimiydi. 'Yaşamak neye yarar' değil miydi? Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk. Mı?
Dönem ve toplum değişse de toplumun dayattığı bazı kurallar değişmiyor. 1800 lü yılların Rus toplumunda geçen hikâye, hep varolan ve dünya genelinde hâlâ ağır ahlâk kusuru olarak kabul edilen trajik bir vakâ olmayı sürdürüyor.
Seven kadından her zaman korkarım. Ne yapacağını bilemezsin.
" Zaten mutsuzum, en çok yine mutsuz olurum" diyerek kalbini dinledi Anna. İlk defa aşkı tattığı, sevdiği adam için sahip olduğu herşeyinden vazgeçti. Bir çeşit aşkı memnu olayı anlayacağınız. Ama Annalar her zaman cesurca ve kararlı bir şekilde sever, Behlüller yapamaz kaçar.
Toplumun beklentilerine karşı bireyin istekleri.
Evet, bu çatışma Tutkulu, cesur, zekî ve dürüst insanlar için genelde yaşanmaz bir dünya yaratır. Birey, karşılaştığı tercihlerde ne istediğini bilerek bu beklentilere meydan okursa -yani daha çok toplum için değil de daha çok kendisi için yaşarsa- toplum tarafından suçlu ilan edilir.
Peki Anna ve de Annalar suçlu mu sizce? Henüz karar verme bilincinde bile değilken kendilerinden yirmi yaş büyük varlıklı varlıksız makam, zenginlik ve kendinden başka birşeyi düşünmez yaratıklara eş diye sunulmaları, ihmal edilip bir eşya gibi kullanılmaları, susuz kalmış bir çiçek gibi soldurulmaları suç olmuyor ama Onların bu aşağılanmayı reddedip terketmeleri suç mu sizce? Hikâyedeki dönemin toplumunda erkek istemediği sürece boşanamıyor