Büyük bir fikrin peşine düşen, muğlak, üstelik de yanlış bir bilgiden yola çıkan bu adam, Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus arasında bir boğazı bulmayı, dolayısıyla da dünyanın çevresini dolaşan ilk insan olmayı yaşamının amacı haline getirmiştir. Macellan, denizin tehlikelerinin, ayaklanmanın üstesinden gelmiştir; bu paso'ya, düşlerinin hedefine çok yaklaşmış olabileceğine dair fanatik inancını şimdiye kadar hiçbir zorluk, hiçbir hayal kırıklığı yıkamamıştır. Fakat şimdi, tam da zafere o kadar yaklaşmışken o zamana kadar daima keskin görüşlü olan bu adamın görüşü birdenbire bulanır. Onu sevmeyen tanrılar, gözlerini bağlamıştır sanki. Zira Macellan o gün, 26 Ağustos 1520 tarihinde, mürettebatına iki ayı daha boş boş geçirmeyi emrettiğinde, hedefe varmıştır aslında. Denizde yalnızca iki enlem daha gitse, üç yüz günlük yoldan sonra iki gün, binlerce binlerce milden sonra kararlılıkla bir-iki mil daha gitse, acı içindeki ruhu sevinç nidaları atacaktır. Ama --yazgının hakaretine ve küstahlığına bakın ki-- talihsiz Macellan, hedefine ne kadar yaklaştığını bilmez. Bu küçük nehrin ağzında ilkbaharın gelmesini endişelerle, kuşkularla dolu iki uzun, bomboş ay boyunca bekler; bu ıssız, insansız sahilde bekler durur; kendi kulübesinin önünde yakalandığı kar fırtınasının geçmesini iki büklüm bekleyen, oysa bir adım daha atsa güvende olacağını bilmeyen bir adam gibi bekler de bekler. Macellan bu ıssız yerde iki ay, bitmek bilmeyen iki anlamsız ay boyunca oturur ve paso'yu bulup bulamayacağını kara kara düşünüp endişelenir, oysa sonsuza dek onun adını taşıyacak olan boğaz, yalnızca iki günlük bir mesafededir! Prometheus gibi dünyanın son sırrını da ele geçirmek isteyen bu adam, kuşkunun azap dolu pençesini son âna kadar hissedecektir.
Ama sonra yaşayacağı mutluluk da bir o kadar