Sahi nedir vatan? Bir toprak parçası mı, uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi? Hayır, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece toprak parçası, ne şu havzaları, ne ağaç silsilesi... Annemizin şefkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedelerimizin mezarlarıdır vatan...
Anlamadılar, çünkü onların din diye bildikleri küfürdü. İbadet diye bildikleri günah insan eti yiyorlardı. İnsan kanı içiyorlardı. Üstelik bunu Allah adına yapıyorlardı. Din zannettikleri kitapta yazılanları harfiyen yerine getirmekti sanki Yaradanın gönüllü köleleri ihtiyacı varmış gibi. İbadet zannettikleri hoşgörüsüzlüktü, sanki Yaradan nefretten hoşlanırmış gibi. İnanç zannettikleri onların kurtuluş garantisiydi her iki cihanda tövbe tövbe sanki Yaradan tüccarmış gibi..
Bab-ı Esrar, Ahmet Ümit Sayfa 159