Don Kişot gibi çekip kılıcımı saldırmaya gidiyorum yel değirmenine...
Ya çarpıp beni sokacak yerin dibine,
Yahut fırlatıp gönderecek göğün en güzel yerine.
Nöroloji doktoru olan Oliver Sacks‘ in , karşılaştığı 24 vakayı, yaşamı anlattığı, incelediği, başka doktorların vakalarıyla sürekli karşılaştırdığı, makalelerde benzer özelliklerle açıklamaya
Birinci Dünya Savaş’ ı esnasında ülkesindeki savaşa dahil olmak üzere bir sürü iç muharebeleri içinde devinen bir adamın öyküsü. Eşi, özgürlüğü , resimleri, köpekleri, penceresinden içeri damlayan manzarası , aldığı her nefeste tedirgin olduğu özgürlüğü ile ayaklarını yere çivileyen ve ellerine kan bulayan hiç bir sebep terazisinde ağır basmayan bir savaş arasında yaşadığı bir devinim bu.. İç hesaplaşmalarını yapan bir adamın yaşlı adamların emellerinden ibaret olmayan savaşlarda yiten yüzbinlerce hayatın bir parçası olmanın yaşattığı müthiş bir hesaplaşma bu. Özgür bir insan sadece kendine hesap verir. Sadece kendine. Hiç kimse onu istemediği bir şeye , bir mecburiyete dolduramaz..
Zweig bu kararsızlığı bu çarpışmaları bu mecburiyeti bütün becerisiyle okura hissettiriyor yine.
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175bin okunma
Ezilmiş bir çiçeğin üstünden Baharın kokusu nasıl geçmişse, silik sayfalarda kalan bu kadının öyküsünde de kaybettiği baharın kokusu silinip gitmişti...
Zweig ın bir kadının kalbi ve beyni arasında sımsıkı gerdiği ipin üstünde bu kadar ustaca yürümesine okudukça daha da şaşırıyorum. Bir kadının acılı yaşamının altına , belki kendi ölümünü belki aristokrasiye kendi eleştirisini belki kendi çaresizliğini ilmek ilmek yerleştiriyordu bu satırları yazarken.. ve bunu sadece Zweig öldükten sonra anlayabiliyorsunuz.
Bu yazarın takdiri bende sonsuz.. Bir kaç kitaplık daha ömrünün olmasını isterdim...
Zweig bir cambaz mı ? Sanırım evet.. Kendi ipinden sıkılmış bir cambaz.
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,8bin okunma
Ergenlik çağındaki bir gencin bulantılarını, Aylak Adam kadar hareket , Milan Kunderanın Yavaşlığındaki kadar hareketsizlik içinde anlatıyor yazar... Her şeyden şikayetçi olan , sürekli iç çatışma ve devinim içinde olan gencin, hayatının en dibinde gördüğü tek ışık kız kardeşlerinin masumiyetleri ve bunun onu huzurlu yapması....
Okunmaya değer bir eser.
Dönem eserlerine olan ilgimi ve beklentimi eksiksiz karşılayan bir hikaye.. Ruha mı bedene mi yakışır aşk? Ne büyük talihtir ki ruhtan başlayıp dudaklarda biten bir Saadet..