Don Kişot gibi çekip kılıcımı saldırmaya gidiyorum yel değirmenine...
Ya çarpıp beni sokacak yerin dibine,
Yahut fırlatıp gönderecek göğün en güzel yerine.
Dönem eserlerine olan ilgimi ve beklentimi eksiksiz karşılayan bir hikaye.. Ruha mı bedene mi yakışır aşk? Ne büyük talihtir ki ruhtan başlayıp dudaklarda biten bir Saadet..
Pencerendeki fesleğenler , o çıkmaz sokağa düşmek zorunda mıydı ?
Ya rafımdan çektiğin o kitabın boşluğu ?
Dizlerin kanamasın sevdiceğim, ben o yağmurun her damlasına bir acı saklamayı öğrendim.
B.
İrvin David Yalom ile tanıştım. 10 hikaye, ve içlerine serpiştirilmiş ölüm korkusu.. yazarın , yanıbaşında hissettiği ölüm ve marcus aureliusun alıntıları, kapağı kapattığımda aklımda kalan en berrak öğretilerdi.. beklentim yüzünden terapiler çok yüzeysel etki bıraktı bende. Beni daha fazla meşgul etmesini bekledim sanırım kitabın. Bir adım geriye gidip Nietzsche Ağladığındayı okumak istiyorum. Bu yazarla gökyüzünde bir kahve içmek istiyorum.