Don Kişot gibi çekip kılıcımı saldırmaya gidiyorum yel değirmenine...
Ya çarpıp beni sokacak yerin dibine,
Yahut fırlatıp gönderecek göğün en güzel yerine.
Ezilmiş bir çiçeğin üstünden Baharın kokusu nasıl geçmişse, silik sayfalarda kalan bu kadının öyküsünde de kaybettiği baharın kokusu silinip gitmişti...
Zweig ın bir kadının kalbi ve beyni arasında sımsıkı gerdiği ipin üstünde bu kadar ustaca yürümesine okudukça daha da şaşırıyorum. Bir kadının acılı yaşamının altına , belki kendi ölümünü belki aristokrasiye kendi eleştirisini belki kendi çaresizliğini ilmek ilmek yerleştiriyordu bu satırları yazarken.. ve bunu sadece Zweig öldükten sonra anlayabiliyorsunuz.
Bu yazarın takdiri bende sonsuz.. Bir kaç kitaplık daha ömrünün olmasını isterdim...
Zweig bir cambaz mı ? Sanırım evet.. Kendi ipinden sıkılmış bir cambaz.
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,9bin okunma
Ergenlik çağındaki bir gencin bulantılarını, Aylak Adam kadar hareket , Milan Kunderanın Yavaşlığındaki kadar hareketsizlik içinde anlatıyor yazar... Her şeyden şikayetçi olan , sürekli iç çatışma ve devinim içinde olan gencin, hayatının en dibinde gördüğü tek ışık kız kardeşlerinin masumiyetleri ve bunun onu huzurlu yapması....
Okunmaya değer bir eser.
Olgunlaşmamış insanın özelliği , bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.