Yaşlılar da gençler de ona 'sen' diye hitap ederlerdi. Hatta sataşırlardı ona. O aldırmazdı. Sözünü dinlemezlerdi ama buna da bir şey demezdi. Doğru demişler: " Kendini saydırmasını bilmeyeni saymazlar." O kendini saydırmasını bilmiyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Zaman değişti, sen farkında değil misin? Böyle şeyler düşünmek, çoluk çocuğun karnını doyurmaz. Günde üç doları alacaksın, çocukları doyuracaksın. Başkasının çocuklarını düşünmek senin üstüne vazife değil. Sen kendi çocuklarını düşüneceksin. Böyle şeyler konuşuyor diye adın çıkarsa, kimse sana üç dolar vermez. Tek düşündüğün şey günde o üç doları kazanmak değilse, patronlar hiç vermez sana günde üç doları ."
"Yüz kişi yollara düştü senin üç doların uğruna. Nereye gideceğiz biz?"
O ürün büyüdüğü, hasat edildiği zaman, kimsenin eli sıcak toprağa değmemiş, kimsenin parmakları arasında yere toprak elenmemiş olacaktı. Ne kimse tohuma eliyle dokunmuş, ne kimse büyümesi için özlem duymuş olacaktı. İnsanoğlu kendi yetiştirmediiği şeyi yiyecekti. Ekmeğiyle arasında bir yakınlık olmayacaktı. Toprak o demirlerin altında doğuracak, yavaş yavaş o demirlerin altında ölecekti. Söz konusu olan sevgi ya da nefret değildi çünkü. Ne hayır dua vardı ortada, ne lanet.
"Neymiş o düşündüğün?"
"Kutsal ruh yolunu, Mesih'in yolunu düşündüm. Ne diye her şeyi İsa'nın ve Tanrının sırtına yüklüyoruz, dedim. Belki de... belki de hepsi sevdiğimiz erkekler, sevdiğimiz kadınlardır dedim... belki kutsal ruh aslında insan ruhudur, hepsi bu! Belki tüm insanların kocaman bir tek ruhu var. Herkes onun bir parçası. Oturup düşünürken birden... anlayıverdim. Bunun gerçek olduğunu ta içimde hissettim. Hala da ediyorum.