Dış dünyaya bakarken onun sadece ilgimizi çeken küçük bir kısmına bakıyoruz. Gördüğümüz dünya evrenin tamamı değil, sadece zihnin önemsediği sınırlı bir parçası. Ancak zihinlerimiz için o küçük dünya, evrenin tamamı demek.
Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiç bir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.
Bir insanı türdeşlerinden ayıran ve onu yalnızlaştıran boşluğun kıstası nedir ki? Bacaklarımız ne denli hareket ederse etsin, onlar, iki zihni birbirine daha yakın kılamazlar.
Kendi özünü bulmak kadar değerli bir şey olabilir mi? Hissettiğimiz mutluluk ; tıpkı iyi bir yüzücünün, dalgalara karşı yüzerken bazen dalgaları okşayarak geçmesi, zaman zaman da üzerine üzerine gitmesi gibi değil mi?