Zülfü ya da tam adıyla Ömer Zülfü Livaneli. Edebiyatımızın, müziğimizin ve düşünce alanımızın ender aydınlarından. Kitapları 30 dile çevrilmiş, besteleri yüzlerce ulusal ve uluslararası sanatçılar tarafından seslendirilmiş, her daim tartışma konusu olmuş bir yazar. Tüm eserlerini okuduğum yazar son olarak "Kaplanın Sırtında" eseri ile karşımızda. Bu eserde bizi Osmanlı İmparatorluğunun 34. padişahı ve İslam aleminin 113. halifesi olan Sultan 2. Abdülhamit Han dönemine götürüyor. Her ne kadar bir edebiyat romanı olarak gözükse de aslında sadece edebiyat değil yoğun bir çalışma ve 5 yıllık bir araştırmanın ürünü, bir biyografi bir tarihi eser ve hatırat var karşımızda. Akıcı bir dille ve hoş bir üslupla yazılan bu eserde yazar yer yer ironi yer yer yergi ve yer yer de övgülerde bulunuyor padişaha. Eserde Abdülhamit'in bir yüzünü yani sadece imparatoru değil diğer Abdülhamit'leri de görüyoruz.
"İnsanlar benden bahsederken neyi unuttular biliyor musunuz? Benim de bir insan olduğumu, Bir aile babası olduğumu, gülen, ağlayan, hastalanan, neselenen bir insan olduğumu, insanı değil sadece iktidarı gördüler".
Evet bizler koskoca 33 yıla bakınca sadece iktidar Abdülhamid'i gördük, lakin yazar bize Padişah'ın istibdat döneminde, İttihat Terakki yıllarında, 1909 Olaylarında, Babıali Baskınında, sürgüne gönderdiği paşaları ile, kapattığı gazeteleri ile, kurduğu Hamidiye Alayları ile, şehzadeyken yaşadığı ilk gençlik aşkı ve gizli evliligi ile bambaşka bir Abdülhamid portresi çiziyor. Tüm bunlar yaşanırken ve hic istemediği halde kardeşi 5.Murat'ın rahatsızlığı üzerine ve üstelik büyük bir savaşın arifesinde kendini tahtta bulan Abdülhamid'i görüyoruz. Korkan, sevinen, üzülen, hayal kırıklığına uğrayan, ask acısı çeken, Sultan Abdülaziz ile yaptığı Avrupa yolculuğunda hayrete