Öncelikle okuduğum kitapta Osmanlı- Kürt ilişkisini çok güzel bir şekilde kalem almıştır yazar. Osmanlı Devletinde birden fazla farklı etnik yapıya sahip milletler bulunmaktaydı. Bu milletler her biri Osmanlı'dan ayrılıp devlet kurdular. Buna karşlık Ingilizlere şöyle bir cevap vermiştir. Kürtler; "Osmanlıya karşı olanların elini tutmayız." Yavuz Sultan döneminde Kürtler Şah Ismaile karşı Osmanlının yanıda bulunmuşlardır. Hatta buna karşılık 365 yılı sürecek olan özerkliği kürtlere veriyor. Birde kürtlerin Ordu kormasında ferman bile veriyor. Ayrıca Kürtler Osmanlının diğer kademelerinde de görev yapmışlardır. Sanata önem veren Osmanlı. Aslen Urfalı olan kürt şair, Şair NABİ Osamanlı sarayındaydı. Dönemin sultanlarına şiir yazmışlığı da vardır. Diğer yandan baktığımızda Çanakkale, Kıbrıs, Kore, Kurtuluş... gibı bir çok savaşta Osamnlının yanında olmuşlar Kürtler ile Türkler omuz omuza düşmana karşı savaşıyorlardır. Hatta bazen kürt beylikleri kürtçe mektuplar yazardı Osmanlı padişahlarına Kürt- Osamlı ilişkisine birçok örnek verilir. Peki bu kadar iç içe girmiş bir millet ne oldu da ayrılığa düştüler. Zaten dananın kuyruğu da burda kopuyor. Ne zaman Ulus-devlet anlayışına geçiş sağlandı. Bir ırk kendini diğer ırktan üstün görüp Kürt ırkın yok saymalarıydıı. "En iyi kürt ölü kürttür, Kürtler dağlı Türktür, ya da çarıklı, kart kurt sesinde üremiş olan bir ırk...." daha birçok söylemler, küçük görme, dışlanma, yok sayma gibi nedenlerden dolayı ayrıştırıldı. "Batı'ya fabrika yol, Doğu'ya jandarma karakol" ve Kenan Evren 2009 da star gazetesinde şöyle diyecektir."Biz Kürtçe'yi yasaklayarak Türkiye'nin altına dinamit o zaman yerleştirdik." Ve bir, düşünürün çok hoşuma giden bir sözü adı şuan aklıma gelmiyor. Şöyle diyordu. "Her devlet kendi isyanıcısını yaratır.