Yazılacak o kadar çok şey var ki… Bu kadar yoğun düşünceyi kelimelere nasıl dökebileceğimi düşünüyorum. Romanın daha başlangıcında, altı yaşındaki bir çocuğun ölümünün bu denli ayrıntılı betimlenmesi beni derinden sarstı ve rahatsız etti. Yazarın acıyı böylesine çıplak ve çarpıcı bir şekilde sunması, okuru hikâyenin içine istemsizce çekiyor.
Ardından on bir yaşındaki bir kız çocuğunun yaşadığı felaketler geliyor. Her bir olayda, yazarın kurduğu atmosfer ve duygu yoğunluğu o kadar güçlü ki, karakterin hissettiklerini adeta ben de yaşadım. Acı, korku ve çaresizlik satır aralarında değil; doğrudan kalbinize işliyor.
Etkileyici olan ise, romanın sonunda bu iki ayrı gibi görünen hikâyenin ustalıkla birleştirilmesi ve zihnimizde bütünlüklü bir tabloya dönüşmesi. Yazar, parçaları sabırla bir araya getirerek okurun kafasındaki soru işaretlerini gideriyor ve anlatıyı güçlü bir finalle tamamlıyor.