"Beni darağacından kurtarıp da birlikte manastırın yolunu tuttuğumuzda sana atım Bless'i sormuştum, sen de bana bu konuda bilgi vermiştin," dedi. "O vakit anlamıştım ki, normalde atları birbirinden pek ayırmayan sen, benim güzel atım Bless'le ilgilenmişsin yokluğumda. Bunu da benim hatırım için yaptığını sezmiş, pek sevinmiştim. Şimdi görüyorum ki, gerçekten öyleymiş, gerçekten beni seviyormuşsun. Ben de seni sevdim hep, Narziss; hayatımın yarısı senin sevgini kazanmak için etrafında dönüp dolanmalarla geçti. Senin de beni sevdiğinin farkındaydım, ama o gururunla bir gün gelip bunu bana söyleyeceğini hiç ummamıştım doğrusu."
"Belki, diye geçirdi içinden, tüm sanatın, tüm us'un kökeni ölümden duyulan korkudur. Bizler ölümden korkarız, gelip geçiciliğimiz tüylerimizi diken diken eder, boyuna çiçeklerin sararıp solduğunu, yaprakların döküldüğünü görüp hüzünlenir, bizim de ölümlü olduğumuz ve çok geçmeden sararıp solacağımız bilincini yüreğimizde taşırız. Sanatçıyız da resimler, heykeller mi yaratıyoruz, ya da düşünür kişileriz de belli yasaları araştırıyor, düşünceleri belli kalıplara mı dökmek istiyoruz, bunu o büyük ölüm dansından bir şeyler kurtarabilmek, bizden daha uzun süre ayakta kalacak bir şeyler ortaya koyabilmek için yaparız."