A

Kan ve gül_tutkuyla yıkım_güzellikle acı
8/10
·212 syf.·
2025 13. kitabı
Geçmişe dönme şansım olsa neyi görmek isterdim? Neyi değiştirmek isterdim? Barış Özcan önerisiyle başladığım bir kitap ve yazarın da okuduğum ilk kitabıydı. Gizli Ajans romanıyla “dünya edebiyatında en iyiler” listesine giren ilk Türk romanı olduğunu da duyunca yazara olan merakım arttı. Canıgüz’ün özellikle polisiye ve kara mizahı harmanlayan tarzıyla bilindiğini fark ettim. Yazarın Boğaziçi Psikoloji Bölümünden mezun olması, karakterlerinin derinlemesine ve bazen de absürtlüğe kaçan iç dünyalarını zekice işlemesine yardımcı olmuş. Kan ve Gül romanı, polisiye ve kara mizah türünde bir kitap olarak türünün hakkını sonuna kadar veriyor. Serinin önceki kitaplarıyla bir bağlantısı yok. Aziz sıradan bir insan olarak karşımıza çıkıyor: çevirmen, baba ve boşanmış bir eş. Mutsuz ve kendine yabancılaşmış; hayatın doğal akışı içinde birçok insan gibi hayallerini bir köşeye bırakıp günü bitirme derdinde olan ve bende biraz karamsarlık uyandıran bir karakter. Ama aynı zamanda saf bir yanı da var. Kendi trajedesini bile mizaha dönüştürebilecek zekâya sahip. Başlarda biraz ağır ilerliyor; neden polisiye olduğunu anlamaya çalışıyordum açıkçası. Ta ki yangına kadar… O zaman kitabın fantastik bir türe kaçtığını gördüm. Ölümüyle asıl sorgulama başlar. Aziz aşkını, ölümünü dışarıdan bir gözle seyrediyor aslında. Benim en sevdiğim ve ikonik gördüğüm Abdül tabii ki. Bir karakteri sevip gıcık olmak benim için daha ilgi çekici ve unutulmaz bir yan. Karanlık bir yan uyandıran, suça, şiddete çok yatkın duran ama diğer yanıyla şaşırtıcı bir şekilde saf ve dobra bir dürüstlüğün de temsilcisi. Bu da tehlikeli ama sevecen yapıyor onu. Kitapta zeki, entelektüel, net fikirlere sahip durur. Bu kitabın aklı başında delisi odur. Bu kitapta Abdül sadece yan karakter değil; hayatta net çizgisi olan,
Kara Mizah
Kan ve GülAlper Canıgüz · Alfa Yayınları · 20208,9bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Toplumun vicdanı var mı?
9/10
·107 syf.·
2025 11. kitabı
Gabriel Marquez gerçek ile hayal dünyası arasındaki ince çizgiyi aşıp, ikisini kendi dünyasında etkiliyici, büyülü bir dille anlatan büyük bir yazar. 1982 yılında aldığı Nobel ödülü de ustalığını kanıtlıyor. Okuduğum ilk kitabı 'Yüzyıllık Yalnızlık' yazara bağlanmama neden oldu.Kitapta Albay Aurelino Buendia' ın adının da geçmesi hoş bir gönderme. Kitabı okurken o atmosfere çoktan girmiş bulunuyordun. Sanırım Kırmızı Pazartesi'ne başlama nedenlerimden biri de buydu: Yazara olan hayranlığım. Yazarın 1981 yılında yazılan Kırmızı Pazartesi sadece bir roman olarak değil, toplumsal eleştirisiyle şimdiye ışık tuttuğu gibi o dönemden bugüne değişmeyen toplum yapısını da ışık tutuyor. Santiago Nasar yakışıklı ve zengin bir aileden geliyor. Bununla sıradan bir romanı anımsatıyor ama Santiago Nasar' ı herkesin öldürüleceğini bildiği halde engellememesiyle değişiyor. Klasik modern romanlarının aksine en başından öldürüleceğini bildiriyor yazar.Olayı en baştan vererek, sanki gerilimi ortadan kaldırıyormuş gibi hissediyorsunuz ama tam tersi, asıl gerilim orada başlıyor.O kasaba da doğan birinin sorgulama tekniğiyle Nasar' a yakın olup olmayan herkesin olay anından bir saat öncesinden sonrasına kadar sorgulamasıyla okuyoruz. Soru olaydan ,olay neden ve nasıl göz göre göre gerçekleştiye dönüyor. İnsanı şaşırtan bir çok noktayla karşılaştım okurken. Santiago Nasar ağızdan çıkan tek bir cümleyle suçlu mu gerçekten? Sırf kuşkuyla insanın tutklanması bile yanlışken ölüm infazının verilmesi sadece toplumun verdiği bir baskı değil miydi? Öldürmeye çalışan ikizlerin göze batarcasına herkese kimi, neden ve ne zaman öldüreceklerini bildirmesine rağmen kimsenin bir şey yapmaması onları suçlu mu suçsuz mu diye yargılamama engel oluşturuyordu. Hükmün infazını vermek yerine, biri çıkıp iyilik
Toplum Sosyolojisi
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,5bin okunma
Ne için varsan onun için yaşa
10/10
·264 syf.·
2025 10. kitabı
“Ne için varsan onun için yaşa.” Tek bir cümle ama kitabın özünü fazlasıyla anlatıyor. Zaten başlığı bile kitabın ruhunu açık ediyor. Tabii başta benim gibi kişisel gelişim kitabı sananlar olabilir. Ancak Hikmet Anıl Öztekin, tasavvufi ve duygusal konuları sade ve içten bir dille işleyen bir yazar. Sevgiyi, maneviyatı, içsel yolculuğu ve arayışı bu kitabında ön planda tutuyor. Bence bu da, özellikle benim gibi genç ve sorgulayan okurların onu sevme nedenlerinden biri. Kitap, 21 yaşında üniversite öğrencisi bir gencin içindeki boşluğu ve acıyı doldurma çabasıyla çıktığı bir yolculukla başlıyor. Bu yol boyunca anlam yüklü pek çok soruya cevaplar arıyor ve hayatına dokunan kişilerle karşılaşıyor. Bunlardan biri James. James, hayatında birçok kayıp yaşamış ama bu acılarla nasıl başa çıkacağını hâlâ çözememiş biri. İkisinin yolları kesiştikten sonra, birbirlerine kattıkları bakış açıları ve hayat dersleriyle hikâye derinleşiyor. Benim için kitap, tıpkı aradığım gibi huzur verici bir sonla tamamlandı. Hayatın karmaşası içinde, modern dünyanın dayattığı hızla çoğu zaman kaybettiklerimizi fark etmiyoruz. Bu kitap bana tam da bunu hatırlattı. Her gün herkesin aklından geçen ama üzerinde durmadığı o soruları düşündürdü: Ne için yaşıyorum? Neyden keyif alıyorum? Hayat bana ne kazandırdı? Ben kimim? Kitap, bana doğrudan cevap vermedi belki ama içimdeki sesi harekete geçirdi. Sanki bir arkadaş gibi karşımdaydı yazar. Bazen hayattan yorulmuş bir dost gibi dertleştik, bazen bir derviş gibi düşündürdü beni. Aşkı, dostluğu, aileyi, hayatı ve inancı sade ama etkileyici cümlelerle anlattı. Bu kitap klasik bir roman değil. Kişisel gelişim ile tasavvufi anlatımın iç içe geçtiği, bölümler hâlinde ilerleyen bir metin. Her bölümde durup düşündüm, kendi içime döndüm, kendime sorular
Kişisel Gelişim Psikoloji
Ne İçin Varsan Onun İçin YaşaHikmet Anıl Öztekin · Destek Yayınları · 20217,7bin okunma
9/10
·210 syf.·
2025 4. kitabı
Çinli yazar Yu Hua' nın 20.yy sonlarına doğru yayımlanan kitabı, yayımlandıktan çok kısa bir süre sonra ülkede yasaklanmış olsa da adından söz ettirmeyi bırakmamış başarılı bir yazarın ışık tutan bir romanı. Okurken neden yasaklandığını anlamayarak başladım. İlerledikçe nedenlerini kendim net bir şekilde anlayabildim. Büyük kıtlık ve kültür devriminin aileler ve bireyler üzerinde bu derece yıkıcı etkisini acımasız anlatımıyla en anlamayan insana bile zorla anlatabiliyor yazar.Dönemin katı sansür politikaları göz önüne alındığında, bu denli karanlık bir tablo çizen ve rejimin hatalarını gözler önüne seren bir eserin yasaklanması şaşırtıcı değil. Kitap köyleri dolaşıp hikaye dinleyen bir adamın fugui'nin hikayesini dinlemesiyle başlıyor. Fugui zengin bir ailenin oğlu olup gençliğini kumarda tüketen kendisiyle beraber ailesini de yoksulluğa sürükleyen sıradan biri olarak karşımıza çıkıyor. Her adımda Çin' in çalkantılı siyasi, inişli çıkışlı dönmelerini , kültür devrimini yansıtıyor. Romanın ilerleyen sayfalarında, komünist rejimin dayatmaları ve özellikle Kültür Devrimi'nin acımasız uygulamaları Fu Gui ve ailesinin hayatını derinden sarsarken, okuyucu olarak ben de karakterlerle birlikte büyük bir öfke ve çaresizlik hissettim. Sanırım bu yazarın dönemin siyasi atmosferini ve bunun bireyler üzerindeki yıkıcı etkisini ne kadar etkili bir şekilde yansıttığının bir göstergesiydi. Bir noktada komünistlerden bu derece nefret edebileceğime ben bile şaşırıyorum.Ailesine getirdiği yoksulluğun devamında gelen savaşlar ise içler acısı bir noktaya sürüklüyor onu. Özellikle komünistlik adı altında evde tüm çeliklerin toplanıyor olması bir noktadan sonra verilen sözleri bırakıp toplumu en temel ihtiyaç olan gıdadan bile mahrum bırakmak akıl mantığa sığmayan bir vicdansızlık gibi
Edebiyat & Roman
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,8bin okunma
8/10
·160 syf.·
2025 3. kitabı
Baran Türkiye' nin Mezopotamyasında doğup serpilmiş bir genç ve onun hayatındaki en acı anla karşılaşmasıyla başlıyor kitap, acısıyla doğduğu topraklara dönüp sığınabildiği tek yere sığınarak. Aynı acıları yaşayarak belki de onu en iyi anlayabilecek insanla duygularıyla beraber cebeleşiyorlar. Ortak acıları Baran' ın hayata tutunmasın da destek alabileceği bir arkadaş, kardeş ,hoca oluyor Uğur hoca ve tabi Türkiye'nin Mezopotamyasından Baran'ın, Türkiye'nin İyonyasından aysima' nın aşkı . O sürece kadar ki kısmını aşkını, hüznünü, mutluluğunu, adım adım keşfedişini, sıkmadan anlatıyor. Aynı topraklarda doğup büyüdüğüm , benzer hayallere sahip olduğum için daha etkileyici gelmiş olabilir tabi. Dikkat çeken iki kısım var yer yer insanı sinirlendiren yazım ve noktalama hataları. Anlatım geliştirilebilir olsa da şans verilmesi gereken bir kitap. Saf aşkıyla acısıyla hüznüyle bir çırpıda okutuyor.
Diclenin GözyaşlarıEngin Temiz · Ateş Yayınları · 2019310 okunma