“Ne için varsan onun için yaşa.”
Tek bir cümle ama kitabın özünü fazlasıyla anlatıyor. Zaten başlığı bile kitabın ruhunu açık ediyor.
Tabii başta benim gibi kişisel gelişim kitabı sananlar olabilir. Ancak Hikmet Anıl Öztekin, tasavvufi ve duygusal konuları sade ve içten bir dille işleyen bir yazar. Sevgiyi, maneviyatı, içsel yolculuğu ve arayışı bu kitabında ön planda tutuyor. Bence bu da, özellikle benim gibi genç ve sorgulayan okurların onu sevme nedenlerinden biri.
Kitap, 21 yaşında üniversite öğrencisi bir gencin içindeki boşluğu ve acıyı doldurma çabasıyla çıktığı bir yolculukla başlıyor. Bu yol boyunca anlam yüklü pek çok soruya cevaplar arıyor ve hayatına dokunan kişilerle karşılaşıyor. Bunlardan biri James.
James, hayatında birçok kayıp yaşamış ama bu acılarla nasıl başa çıkacağını hâlâ çözememiş biri. İkisinin yolları kesiştikten sonra, birbirlerine kattıkları bakış açıları ve hayat dersleriyle hikâye derinleşiyor.
Benim için kitap, tıpkı aradığım gibi huzur verici bir sonla tamamlandı.
Hayatın karmaşası içinde, modern dünyanın dayattığı hızla çoğu zaman kaybettiklerimizi fark etmiyoruz. Bu kitap bana tam da bunu hatırlattı. Her gün herkesin aklından geçen ama üzerinde durmadığı o soruları düşündürdü:
Ne için yaşıyorum? Neyden keyif alıyorum? Hayat bana ne kazandırdı? Ben kimim?
Kitap, bana doğrudan cevap vermedi belki ama içimdeki sesi harekete geçirdi.
Sanki bir arkadaş gibi karşımdaydı yazar. Bazen hayattan yorulmuş bir dost gibi dertleştik, bazen bir derviş gibi düşündürdü beni. Aşkı, dostluğu, aileyi, hayatı ve inancı sade ama etkileyici cümlelerle anlattı.
Bu kitap klasik bir roman değil. Kişisel gelişim ile tasavvufi anlatımın iç içe geçtiği, bölümler hâlinde ilerleyen bir metin. Her bölümde durup düşündüm, kendi içime döndüm, kendime sorular