Bir keresinde Fatma Bacı eskiden insanlar iyi ve nazikti, böyle höt zöt değillerdi, diye dert yanınca
Baba gene tıkanarak gülmüş, "O iş öyle değil Fatma Bacı, eskiden sen genç ve güzeldin, kendinden bir şey umulurdun.
Gördüğün nezaket ve hoşgörü bunun içindi. Kırkını geçtin gerçeği, adaleti gördün.
Neden ihtiyarlıkta agah olunuyor zannediyorsun çok şeye, gözün açıldığından değil, aklın da artmıyor, bilakis.
Hayat gerçeğine aracısız yaklaştırıldığından gözün görüyor artık, çünkü gözüne sokuyorlar. Kibar adam zannettiklerin zamparalardı, anlayışlı zannettiklerin pusuda umanlardı,
kaba zannettiklerin de aslında namuslulardı.
Şimdi orta yaşta
bir şey yok, iyice yaşlanınca gene bir anlayış görebilirsin bazılarından, onlar da senden değil ama Allah'tan umanlar olacak
Aziz bu sözlerden büyülenirken bir de üstü
ne, "Bencil ol, tann Ben'dir," diyordu. Söz, sözler duyduğu, duymak istediği, kendi kendine bulup kurduğu, uydurduğu bütün
sözler gerçekte dünyada var mıydı ya da bunlar sahiden dünyanın umrunda mıydı, hele öyle davranıldığında bir cevap alınıyor muydu, bilemiyor, bazen umuyor çoğu umamıyordu ama
sözden, söylenmiş olmasından, akıldan, zihinden geçmiş olmasından büyük heyecan ve belki tek hayat tesellisini buluyordu.
İnsanların çoğu gibisin, onlar da Allah'a inanırlar ama başka her şeye de inanırlar, her şe
ye, sadece Allah demezler.
Allah'ı başuçlarına koyarlar ama yanına da başka her şeyi koyarlar her şeyi, Allah ile baş başa daha bir an olsun kalamazlar, eee Allah ne yapar zannediyorsun
bu halde, her şey var Allah da var, oh ne güzel.
O da var öbürü
de, aman tek kalmayalım, tezyinatımız eksilmesin, zengin duralım, her şeyden olsun. Her şeyin olduğu yerde tekil şey durmaz.