Denizzzz

Unutmayalım ki eğitimde; a. Sevdiğimiz kadar tesirimiz olur. b. Sevdiğimiz kadar seviliriz. Eğitimde en büyük sermaye, muhabbettir. Muhabbet her problemi çözer. Problemini çözdüğümüz insan bizimdir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ben neyim? Ölümlü olanın bir parçası. Bak işte, bütün mesele bu kelimelerde saklı. Sanki daha dündün beri mi insanlık kendine bu soruyu soruyor. Ve benden önce kimse bu soruyu sormamış mı kendine, her akıllı çocuğun kendiliğinden ağzından dökülen bu basit soruyu.Hayır, bu soru insanlar oldu olalı, ilk bakışta sorula gelmiştir.İnsanlar oldu olalı ilk baştan beri belliydi ki, bu sorunun çözümü için ölümlüyü ölümlüyle, sonsuzu sonsuzla ölçmek hep yetersizdir. İnsanlar var olalı beri, ölümlünün ebediyetle ilişkisi aranmış ve kelimelere dökülmüştür. Ölümlünün ebediyetle karşılaştırıldığı ve hayatın anlamını içeren bütün o kavramları -Tanrı, özgürlük, iyilik vs-hepsini mantıkî bir incelemeden geçirelim. Bu kavramlar, aklın eleştirisini kaldıramazlar. Çok korkunç değilse bile, gülünç bir şey değil midir, bizim o kibir ve avuntuyla çocuklar gibi oluşumuz. Hani saati parçalayıp zenbereği bozan ve onu bir oyuncak gibi kullanıp da, sonra "Saat niye çalışmıyor artık?" diye şaşan çocuklar gibi.
Kutsal kitabımızın ilk emrinin "oku" olduğunu öğrendiğimde burada çok başka bir şey var diye düşündüm. Cenab Hak, bir ümmi peygambere "İkra' bismi rabbikellezi halakn" buyuruyor. Bu çok çarpıcı bir durum. Peygamber Efendimiz ümmi yani lafzi manada okuma yazma bilmiyor. Fakat bir başka anlam mertebesinde ümmiliğin çok farklı ve derin bir anlamı var. Bu okuma, her tür lafzi okumadan daha kıymetli ve anlamlı: Yaratıcı'nın âleme bıraktığı işaretleri oku. Kendini zorlamadan sana vahyedilen hakikati oku ve insanlara rehber ol. Üm "anne" demek, ümmi de "anaç" demektir aslında. Peygamber Efendimizin ümmîliğini de böyle anlamak gerekir. "Ümmi" derken her şeyin, tüm bilgilerin anasına, hakikatin bilgisinin özüne sahip olan kişi olarak Peygamber Efendimizden bahsedilir.
Zira bütün yolar gitmek için değildir ki. Bazı yollar gelmek içındir de. Zira insan en sonunda ve mutlaka yola çıktığı yere geri gelir. Bunu bilirse de kendine gelir. Zira dünya insanın kendini bulacağı kadar kendini yitireceği de bir yerdir. Onun için yaşamak zaten yolda olmak demektir. Varmak meselesi de başka. Zira bizlerin vazifesi varmak için yola düşmek de varacağımız yeri düşünmek de değildir. O ki Allah rızası için düştük yola. Yolumuzu açacak da bize bir yol bulacak da O. Biz yoldan mesulüz. Bizim işimiz yola düş- mek, yürümek... Bizi vardırmak, ulaştırmak O'nun takdiri. Biz yürürüz varırsak nasip deriz, varmazsak bu yolda ölürüz ona da nasip deriz. Ve her birine şükrederiz. Yola da yolda olmaya da varmaya da yolda kalmaya da şükrederiz."
Ebeveynler sevgilerini göstermek için toplar, bisikletler, türlü oyuncaklar almış olabilirler. Ama çocuk ağlıyordu: "Benimle kimse oynamayacak mı? Kimse benimle yürüyüşe çıkmayacak mı?" Çocuğa top almakla, topla birlikte oynamak arasında fark vardır. Bu, çocuğun sevgi deposunun boş kalması veya dolması arasındaki farktır. Ebeveynler çocuklarını gerçekten ve çok seviyor olabilirler (elbette ki çoğu sever) ama bu yetmez. Çocuklarımızın sevgi ihtiyaçlarını karşılayacaksak, onların baskın sevgi dillerini konuşmayı öğrenmek zorundayız.