Hepsini bir arada değerlendirdiğimizde ben
de parçalarının bu kombinasyonuyla, iyi ve
kötü özel tecrübeleriyle, bu gezegende ve muhtemelen tüm evrende tek olan bir insanım, başka herkes gibi. Tüm zamanlarda biricik, özgün bir nüshayım. Belki şaşırtıcı bir nüsha, her halükarda dünya kültür mirasını korunmaya
değer bir parçası.
Hayır işte! Tutkuları yermek ne için? Yeryüzünün biricik güzel şeyleri onlar değil mi; kahramanlığın, coşkunluğun, şiirin, müziğin, sanatın, kısacası her şeyin kaynağı onlar değil mi?
Bırak canım. Görev, büyük olanı duymak, güzel olanı sevmektir, bizi benimsemeye zorladığı iğrenç şeylerle birlikte toplumun bütün göreneklerine boyun eğmek değil.
"Bir gün çıkar karşımıza," diye yineliyordu Rodolphe, bir gün, birdenbire, tam umudumuzu kestiğimiz sırada. O zaman ufuklar aralanır; 'İște!' diye haykıran bir ses
gibidir. Bir kimseye, yaşamınızın sırlarını dökmek, ona her şeyi vermek, onun için her șeyi feda etmek gereksinimini duyarsınız! İçinizdekileri anlatmazsınız birbirinize, anlatmadan seziverirsiniz. Düşlerde görüşmüşsünüzdür (Emma'ya bakyordu). Kısacası şuracıktadır, o kadar aranmış olan hazine șuracıkta, önünüzdedir; parlar, kıvılcımlar saçar. Gene de halâ kuşku duyar insan, inanmaktan çekinir; gözleri kamaşıp kalır, karanlıklardan ışığa çıkar gibi."