Eskiler mi güzeldi, eskiden mi güzeldik?
İkisi de güzel değildi belki de, sadece insanoğlu kafasını geriye çevirip baktığında güzel şeyleri görüp özlem duymayı seçiyor. Eskiden de zordu hayat, eskiden de kapanmayan yaralar vardı. Tek derdimiz, düşünce kanayan dizlerimiz değildi.
- Şimdi nasılsın?
+Biri bana ilk kez "nasılsın" diye sormuş gibiyim.
90'lı yılların çocuğuyum, yer yer çocukluğumu anımsadım okurken. Her sayfa biraz daha o yıllara götürdü beni. Mahalle bakkalları, çeyiz evleri, televizyon dizileri, çaya batırılan bisküviler, Tarkan, Bendeniz, Sezen Aksu... youtu.be/n4bHHtrcmn0?si=... Peşin satan, veresiye satan. "Duvarda asılı duran veresiye satan, peşin satan tablosuna uzun uzun baktım. Ben kesin veresiye satanım. Bir gün nasılsa karşılığını alacağım diye neyim var neyim yoksa veriyorum." Öyle değil miydik? Elimizdeki salçalı ekmeğe kadar paylaşan çocuklardık. Verdi mi hayat karşılığını? Ah şu veresiye satan ruhumuz...
Nasıl oldu anlamadım Mihrap. Bir anda yaşlandım yani. Deprem bile daha yavaş olmuştu valla. O gece biz uyumuyorduk, uyku tutmamıştı. Ersin'le birbirimize bakıp "Sallanıyor muyuz?" demiştik. Ben "Yaşlanıyor muyum?" bile diyemedim. Anlamadım gitti.
Mihrap, hikayemizin başkahramanı. Biraz Sıdıka'yı andırdı bana. "Sevgisiz evde çiçek mi büyür be," diyordu Sıdıka. Sevgisiz değil de kendi adına kararlar alınmış bir hayatta annesiyle birlikte yaşayıp gidiyor Mihrap da. Sevgisizden pek farkı yok aslında. Zamanın kızlarının kaderini yaşıyor. Az şey mi? Münasip görülüyor evleniyor, münasip çıkmıyor boşanıyor... "Biri boşanınca boşanmak normalleşiyor. Biri aldatılınca aldatılmak normalleşiyor. Biri dayak yiyince dayak..." Yeniden sevmeye hakkı olduğunu düşünüyor, ışığı söndürülüyor: "Yarını beklemeden, hayatımın ışıklarını bir
Eskiler mi güzeldi, eskiden mi güzeldik?
İkisi de güzel değildi belki de, sadece insanoğlu kafasını geriye çevirip baktığında güzel şeyleri görüp özlem duymayı seçiyor. Eskiden de zordu hayat, eskiden de kapanmayan yaralar vardı. Tek derdimiz, düşünce kanayan dizlerimiz değildi.
- Şimdi nasılsın?
+Biri bana ilk kez "nasılsın" diye sormuş gibiyim.
90'lı yılların çocuğuyum, yer yer çocukluğumu anımsadım okurken. Her sayfa biraz daha o yıllara götürdü beni. Mahalle bakkalları, çeyiz evleri, televizyon dizileri, çaya batırılan bisküviler, Tarkan, Bendeniz, Sezen Aksu... youtu.be/n4bHHtrcmn0?si=... Peşin satan, veresiye satan. "Duvarda asılı duran veresiye satan, peşin satan tablosuna uzun uzun baktım. Ben kesin veresiye satanım. Bir gün nasılsa karşılığını alacağım diye neyim var neyim yoksa veriyorum." Öyle değil miydik? Elimizdeki salçalı ekmeğe kadar paylaşan çocuklardık. Verdi mi hayat karşılığını? Ah şu veresiye satan ruhumuz...
Nasıl oldu anlamadım Mihrap. Bir anda yaşlandım yani. Deprem bile daha yavaş olmuştu valla. O gece biz uyumuyorduk, uyku tutmamıştı. Ersin'le birbirimize bakıp "Sallanıyor muyuz?" demiştik. Ben "Yaşlanıyor muyum?" bile diyemedim. Anlamadım gitti.
Mihrap, hikayemizin başkahramanı. Biraz Sıdıka'yı andırdı bana. "Sevgisiz evde çiçek mi büyür be," diyordu Sıdıka. Sevgisiz değil de kendi adına kararlar alınmış bir hayatta annesiyle birlikte yaşayıp gidiyor Mihrap da. Sevgisizden pek farkı yok aslında. Zamanın kızlarının kaderini yaşıyor. Az şey mi? Münasip görülüyor evleniyor, münasip çıkmıyor boşanıyor... "Biri boşanınca boşanmak normalleşiyor. Biri aldatılınca aldatılmak normalleşiyor. Biri dayak yiyince dayak..." Yeniden sevmeye hakkı olduğunu düşünüyor, ışığı söndürülüyor: "Yarını beklemeden, hayatımın ışıklarını bir
Sofie'nin Dünyası / Jostein Gaarder
Çok satılan bu kitabın ülkemizde değeri yeterince bilinememektedir. Bir çocuğun gözünden felsefeye bakış akıcısı başlangıç seviyesi için aslında oldukça başarılı bir kitaptır.
Ben bu kitabı okuduğumda 12 yaşındaydım. Türkçe öğretmenimiz ödev olarak vermişti ve kitabın kalınlığı epey korkutmuştu beni. Ama okudukça öyle olmadığını anlamış ödevimi de başarıyla bitirmiştim.
Kitaptan aklımda kalan birkaç cümleyi sizler için aşağıya bırakıyorum.
"En akıllı kişi, neyi bilmediğini bilendir."
"Her zaman en korkulan kişiler soru soran kişilerdir."
"Platon kadınları eğitmeyen bir devletin sadece sağ kolunu kullanan bir insana benzeyeceğini söyler."
"İnsanın hayvanlardan bir farkı da, hayatını planlayabilmesidir."
"Ama Tanrı’ya en çok yaklaştığımız yer, kendi ruhumuzdur. Ancak orada yaşamın büyük sırrıyla birleşebiliriz."
"Bir kuşak yaşlanırken bir başka kuşak henüz yeni yetişiyor. Bu arada tarih de yoluna devam etmekte."
"Aynı kişiyi hem sevip hem de nefret edebilirim."
"Saatlerimiz hep aynı zamanı göstermiyor."
"Kadın kendini geri kazanmalı, kimliğini erkeğin kimliğine bağımlı kılmaktan vazgeçmeli. Çünkü kadını baskı altında tutan yalnızca erkek değildir, yaşamının sorumluluğunu ele almayan kadın kendi kendine de baskı uygular."
Çocuk ruhunuzu hiç kaybetmeyin...
Sofie'nin DünyasıJostein Gaarder · Pan Yayıncılık · 202043,7bin okunma