Derya Temek

Derya Temek
Lisans
29 Eylül 1993
86 okur puanı
Temmuz 2018 tarihinde katıldı
Puan vermedi·200 syf.··
2021 14. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2021 13:20
`Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşamadı için gösterdiğimiz aktif ilgidir.` diyen Erich Fromm sevmenin bir sanat olduğunu söylemekle kalmamış üzerine güzelce bir eser yazmış. Sevgi ve sevme kavramları okuduğum psikolojik temalı kitaplarda bolca karşılaştığım kavramlardı ancak üzerine okuduğum ilk kitap Sevme Sanat’ı oldu. 200 sayfa kadar olsa da bazı yerleri birkaç kez okuduğumu ve altını çizdiğim yerlerin paylaşamayacak kadar çok olduğunu söyleyebilirim. İlk önce bazı ön kabulleri sorgulatarak başlanmış. Sevgi deyince aklımıza ilk gelen sorun nasıl sevilebileceğimizdir. Çünkü zaten kendimizi seviyor kabul ederiz. Ancak bu durumu biraz irdelediğimizde kendimizi bile sevmiyor çıkabiliriz. Yazar bu nokta da kendinizi sorgulamanızı sağlıyor ve alışageldiğimiz durumların aslında doğamıza uygun olmadığını ifade ediyor. Bunu yaparken modern dünya düzenine getirdiği eleştiriler ise bize, aslında bildiğimiz ancak farkında olmadığımız gerçekleri sunuyor. Açlığını çektiğimiz şeyin mal mülk ya da uğruna koşturup durduğumuz şeyler değil sevgi olduğunu ve atılacak ilk adımın sevginin de yaşamak gibi bir sanat olduğunu söylüyor. Sevmenin bir sanat olduğunu, sevgi kuramını, sevginin yozlaştırılmasını ve nihayetinde nasıl uygulanabileceğini bölümler halinde açan yazar, sadece çiftler arasındaki sevgiye değil; anne sevgisi, baba sevgisi, kardeş sevgisi, tanrı sevgisi gibi diğer sevgi türlerine de güçlü bir şekilde değiniyor. `Seni seviyorum` cümlesinin aslında seninle tüm dünyayı seviyorum, sende aynı zamanda kendimi de seviyorum manalarının da barındığını ifade ediyor. Sevginin sevgiyi doğurduğunu dolayısıyla şu zamanda gördüklerinizin sevgi ile alakası olmadığını fark ettiriyor. Çağdaş kapitalist sistemi içinde gözlerini açmış bizlerin, fark edilme ve kendini övme
Sevme SanatıErich Fromm · Say Yayınları · 20207,7bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·288 syf.··
2020 30. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 19 Aralık 2020 11:19
“Diyelim ki akşam canınız çikolatalı kek istedi. Peki, vücudunuz ya da beyniniz niye durup dururken böyle bir şey istedi? Acaba çikolatalı keki gerçek anlamda isteyen ben olmayabilir miyim? Mesela bağırsaklarınızdaki bakteriler durup dururken kafanıza çikolatalı kek fikrini sokmuş olabilirler mi?” Aslında birlikte yaşadığı kalabalık bir koloni istediği içindir tüm bu çıkmazlar. Onlara verilen genel isim, “mikrobiyota”. Mikrobiyota, vücudumuzda yaşayan mikroorganizmaların genel adıdır ve büyük bir çoğunluğu bağırsaklarımızda yaşamaktadır. İkinci beyin olarak adlandırılan bu yapı, sadece sindirim sistemimizi etkilemez. Sinir sistemimiz, ruhsal durumumuz, vereceğimiz kararlar üzerinde büyük bir güce sahiptir. Yazarın bu eserle yapmak istediği bu konu üzerinde bir farkındalık uyandırmak. Bu nedenle neler yemeniz ya da nelerden kaçınmanız ile ilgili uzun uzadıya tavsiyeler bulamayacaksınız. Bunu belirtmekte fayda var. Bunun yerine işin daha temel boyutuna ilişkin teorik bilgileri, eğlenceli bir üslupla hiç sıkılmadan okuyacağınızı söyleyebilirim. En azından benim için böyle oldu. Lisedeki biyoloji dersine olan hayranlığımı yeniden hatırlamamı ve gerçekten mükemmel bir donanımla yaratıldığımıza bir kere daha kani olmamı sağladı. Eğer bu konulara meraklı iseniz eseri okumanızı tavsiye ederim. Zira insanın bir de bu anlamda kendiyle tanışması gerektiğini düşünenlerdenim. Genel olarak kitapta verilen bilgiler için özet sayılabilecek bir paragrafı aşağıda sizlere sunmak isterim: “Kim olduğunuz” , “nelerden hoşlandığınız” ve “nasıl hissettiğiniz” gibi, sizin için çok önemli meseleler, mikrobiyotanız ile doğrudan ilgilidir. Zira tüm bu çalışmaların ortaya koyduğu sonuçlar ; davranış ve kararlarınızın çoğunda bu minik
Beyinde Ararken Bağırsakta BuldumSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 20178,6bin okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2020 24. kitabı
Kitabın yazarı Muriel Barbery, felsefe profesörü. Bu sebeple satırlar arasında felsefe barındıran cümlelerle karşılaşıyorsunuz. Felsefe ve derin düşünce sevenler için güzel bir eser olduğunu düşünüyorum. Yazar bana göre ağır sayılabilecek felsefi metinleri günlük olaylara iliştirmeye çalışmış ve bunu yaparken de edebiyatın işçiliğinden yararlanmış. Bu sebeple altını çizdiğim enfes paragraflara rast geldiğimi söyleyebilirim. Ancak itiraf etmem gerekirse anlamakta zorlandığım paragraflarda oldu. Bunun sebebi ise felsefeye olan mesafeli duruşum gerek . Kitabın konusundan değinirsek, 12 yaşındaki zeki ve üstün yetenekli olan Poloma ile müzik resim ve felsefe meraklısı Rus edebiyatı ve Japon sineması tutkunu 54 yaşındaki Renee’nin bakış açısı ile hayatın, toplumsal düzenin sorgulanışını okuyorsunuz. Yer yer inancım gereği katılmadığım noktalar oldu fakat okuduklarım, insanların temel acıları ve varoluş sorgulamaları adına ne kadar da benzer olduğunu ve herkesin sorularına cevap bulmaya çalıştığı bu serüvene hayat dendiğini fark ettim. Bu nedenle bu noktada çok rahatsız olmadığımı söylemeliyim. Bunun yanında insan yaşadıklarıyla birlikte şekillendirir: görüşünü ve görünüşünü. Renee’nin yaptığı ise tam olarak bu. Kızkardeşinin başına gelenlerden sonra zenginlere ve dünyaya olan bakışı değişmiş ve içindeki entelektüel ruhu kapıcı kılığında gizlemeye çalışmış. Renee’nin bu uğurda yaptıklarını ve sonunu düşününce yazarın burada vurguladığı görüş; kabuğuna çekilmenin, içindeki cevherleri saklamanın bir nevi etraf korkusunun ne kadar yersiz olduğunu, fark edilmenin , sevilmenin, uzatılan eli tutmanın çok değerli olduğunu ve bu hayattaki “ Asla’daki her zaman’ların peşinden koşmak gerektiği olmuş. Kısacası
Kirpinin ZarafetiMuriel Barbery · Kırmızı Kedi Yayınları · 20259,8bin okunma
Puan vermedi·456 syf.··
2020 22. kitabı
Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulur: “ Doğan her çocuk (islam) fıtratı üzere , saf ve tertemiz doğar. Bu durumda çocuklar bize emanet edilen tertemiz sayfalardır. O sayfalara nelerin işleneceği, en azından çocukluk döneminde en fazla anne ve babaya bağlıdır. İmam Gazali (hz): “ İnsan bal mumu gibidir. Terbiye ile ona müsbet ve menfi istenilen şekil verilebilir.” Öyleyse terbiye önemli. Peki nasıl olmalı? Sevgi, sıcacık bir kucaklama, şefkatli dokunuşlar... Bunun gibi temel gözüken bakımlardan mahrum kalan çocukların neler yaşadıklarına dair birçok Bilgi var bu eserde. Okurken çokça şaşırıyorsunuz. Korkunun, sevgisizliğin, ihmalin beyinde yarattığı tahribatı öğreniyorsunuz. Sevgisizlikten büyüyemeyen , kimseyle bağ kuramayan, hissedemeyen çocuklarla tanışıyorsunuz sayfa aralarında. Bir de onların iyileşme süreçlerine şahit oluyorsunuz ki bu, kitabın en güzel kısımları aynı zamanda. Sevgisizliğin, ihmalin kaynağı ise ebeveynin de ihmali yaşamış olması olabiliyor. Ya da ebeveynin bilgisizliği, tecrübesizliği, zihinsel rahatsızlıkları olabiliyor. Bir de travmatik olaylara maruz kalan çocuklar var. Anneleri gözünün önünde öldürülenler, istismara maruz kalanlar,... Yazar, böyle durumlarda çocuklarda gelişen post travmatik psikiyatrik semptomların neler olduğunu, bunların hangi durumlarla karıştırıldığını detaylı bir şekilde yazmış . Aynı zamanda bu durumda olan çocuklara nasıl yaklaşmamız gerektiğini ve tedavi sürecinin nasıl ilerlemesi gerektiğini de ayrıntılı bir şekilde anlatmış. Bu nedenle birçok açıdan doyurucu bir eser olduğunu söyleyebilirim. Psikoloji ile ilgileniyorsanız , ebeveyn veya insanlara temas eden bir mesleğiniz varsa , bu eseri okumanızı ısrarla tavsiye ederim. Öğrenmek ve böyle durumlarda yol gösterici olmak adına önemli bir adım olacaktır
Köpek Gibi Büyütülmüş ÇocukMaia Szalavitz · Koridor Yayıncılık · 202510,5bin okunma
Puan vermedi·200 syf.··
Beğendi
·
2020 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Ekim 2020 20:42
Hayat bana bu yaşıma kadar tek bir şeyi en iyi şekilde öğretti. Elindeki ân’ına sahip çık! Yaşa. Hisset. Okuyarak, idrâk ederek, tefekkürle yaşa. Her ân sonuna gelebileceğin bir ömrün var. Kıymet bil, kıymet ver. Bunun için her şeyin tamamlanmasını bekleme. Çünkü hiçbir zaman tamamlanmayacak. İbrahim Tenekeci’nin bu eserde işlediği asıl mesele de bu Her bir yaradılanı sevmiş. Her seferinde heyecanlanmış. Dağı, taşı, suyu , çiçeği izlemiş. Kilometrelerce yol gitmiş dostlarıyla, gökyüzündeki yıldızları izleyebilmek için. Tabiatın bağrında soluklanmış her seferinde. Turist değil seyyah olmuş. Bakmamış sadece, tüm incelikleri görmüş. Bazen bir mısra gözlüğüyle yaklaşmış doğaya, bazen kitâbi bilgilerle. Nihayetinde 15 yıllık gezi notlarının, dostluk yazıların, hatıralarından ve heveslerinden toparladığı; sade,berrak ve naif bir dille yazdığı bir eser olmuş Yazıları aynı içtenlikle okuyabilirseniz, yazarı anlayabilir ve cümlelerini seversiniz. Bana sorarsanız bazen bir kitabı sadece bir cümleyi barındırdığı için sevebilirim “ Neyi seversen sev, ayrılacaksın. Bu yüzden mülkiyet duygusunu pekiştirecek her türlü merak ve çabaya karşıyız. Sadece şu:’Benimdir deme, yanımdadır de.’ Bu meşakkatli dünya yolculuğu sırasında, bizi dinlendirecek meşgalelere, renklere ihtiyacımız var. Kısaca tatlı mola diyelim. Durmak dinlenmek hepsi bu.”
Edebiyat
Geldik Sayılırİbrahim Tenekeci · Profil Kitap · 20201,206 okunma