Hep bir bahçe düşünürüm. İlerde, doğuda, tepesi karlı, mavi ve yüksek dağlar. Bahçede gül çitleri. Gerçek doğu gülleri. İğdeler. Havuz. Suya düşen badem çiçekleri, yapraklar. Pembe şeftali çiçekleri, beyaz erik çiçekleri. Ağaçlar altında masalar. Beyaz örtülü masalar. Masalara düşen ağaç gölgeleri. Kuş esintileri, gül kokusunun merhabası.Bahçede gezinen alnı aydınlık insanlar. Masalarda oturup bir şeyler yazıyorlar, sonra güneşe bakıyorlar.Kitap hışırtıları. Az ve yavaş konuşmalar. Ne üzüntü çığlığı, ne neşe kahkahası. Sabah rüzgârı esintisi ve bahar.
Evet, bu dünyada bizi cennete en yaklaştıran, cennet hayatı hakkında en çok fikir veren Kur'an'dır. Okuduğumuz Kur'an'ın ahengi, cennet ahengidir. Kur'an'ın içimize bağışladığı yumuşaklıkla ruhumuzda duyar gibi olduğumuz ipeklik, cennet ipeklerinden bir işarettir. Evet, cennete Kur'an kapısından girilir. Ayetler Kur'an'ın Cennete açılmış kapılarıdır.
.....
Kur'an tek başına ahireti dünyaya en kesin bir aydınlıkla ilan ve ispat eden bir belge, bir mucizedir.
Tarih felsefesi açısından orijinal bir medeniyet bile sayılmayan Rönesans sonrası Batı Medeniyeti, gittiği yere adaletsizlik, insanların önünde eğilme, Tanrı’yı unutma, insanlara köle olma, soysuzlaşma, erdemden uzaklaşma, maddeye tapma, bozulma, yıkılma ve çökme tohumlarını da beraber götürmüş, “gittiği yeri maddeten sömürmüş, manen çürütmüş, ulaştığı insanların hem ruhunu hem ülkesini çölleştirmiştir.”