En sevdiğim alıntı ile ''Sepya rengi bir dünyaya''...
Yazar 1876 yılında romanda ismini belirtmese de Sultan Abdülaziz'in ölümüyle başlayan 1. ve 2. Dünya Savaşı yılları ile
“Ölüm sensiz olgunlaşan bir kiraz ağacıdır.”
Kitap ilk popülaritesiyle daha sonra ismiyle ilgimi çekmişti. Ölüm ve bahçıvanlık arasında nasıl bir ilişki olabilirdi? Ya da sıradan bir bahçıvanın ölüm hikayesi miydi?
Romana bu sorularımla başlamıştım ama daha sonra yazarın ilk sayfalarında “Hemen söyleyeyim, bu kitabın sonunda başkahraman ölüyor. Hatta sonunda bile değil, daha ortasında” demesiyle aslında sorularımın çok daha ötesinde olduğunu anladım.
Ölüm, yas, çocukluk ve zaman gibi birçok kavramın aynı doğrultuda ve aynı anda yaşandığını ama herkeste farklı anlam bulduğunu düşündürdü bana Bahçıvan Ve Ölüm . Evet ölüm hepimiz için var ama nerde , nasıl soruları ise bir bilinmezlik ile bizle birlikte yaşıyor belki de bilmemek en doğrusu Kitapta geçtiği gibi “Biz burada ne kadar mutsuz olduğumuzu bilmediğimiz için mutluyuz.”
Bahçıvan Ve Ölüm’ü genel olarak çok beğendim, çok samimi , çok içten … Her sayfasında altını çizdiğim çok satır oldu. Farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerde yaşasakta hepimizin duygularının ortak bir payda da birleştiğini düşünmüşümdür her zaman ve kitabın beni haklı çıkardığını düşündüm okurken . Farklı okuyuculardan kitap hakkında ki görüşlerini okuduğumda hepimize aynı yerden dokunduğunu, düşündürdüğünü , hissettirdiğini gördüm ve bu başarıdan ötürü yazara çok imrendim bu satırları yazanı sıradan bir okuyucu olarak çok takdir ettim.
Goethe’nin kaleme aldığı güzel eserlerden biri kitabın başaralı olduğu konusunda sanırım hemfikiriz ama kitaba aynı perspektiften bakmak zorunda olmadığımız konusunda da hemfikir olmamız gerektiğini düşünüyorum. İsmet Özel’in sözü gölgesinde okumanızı tavsiye ederim “40 yaşıma kadar hep intiharı düşündüm, ama 40 yaşımdan itibaren insanların intihar etmeye değmeyeceklerini düşünmeye başladım” evet aşk güzel ve oldukça güçlü bir duygu ama bunu yanlış yorumlamak hatta yaşamak kişinin kendisine yapabileceği en büyük kötülük . Werther’ in deyişiyle “ O kadar çok şeye sahibim, ama ona olan duygularım her şeyi yutuyor; o kadar çok şeye sahibim, ama o olmayınca benim için her şey değersiz” sanki Werther’ i bu acılara sürükleyen tamda bu bakış açısı ruhun bir çıkmazda olduğunu ve bu durumumdan bu aşk hikayesine tutunarak kurtulmaya çalıştığını ama ne yazık ki daha çok yanlışa sürükleyen, intiharla son bulan bir hikaye…
Aşkın tanımı , yorumu kişiden kişiye değişen çok öznel bir kavram benim içinse en güzel yorumlardan birini Feriduddin Attar Hazretleri yapmıştır.
Ferîdüddin Attâr’ ın da dediği gibi “Hiçbir aşık sevgilisine varlığını göstermeye kalkışmaz” yani Werther’ in aşkının da tartışmalı bir durum olduğunu düşünüyorum. Mecnundaki samimiyet, arayış, varoluş hiçbirine bu hikayede rastlamadım aksine daha melankolik bir duygu hakim aynı zamanda etik olmayan durumlarda var nişanlı bir kadını karşılığı olmayan duygularla zorbalamak gibi evet okumaya değer bir roman ama bir çok açıdan da eleştirilebilecek bir eser…
Okuduğum ilk Stefan Zweıg kitabı. Daha önce Stefan Zweıg kitaplarına başlayınca bitirmeden bırakamazsınız diye bir yorum okumuştum galiba doğru…
Herkesin içindeki Amok Koşucusunu harekete geçirmeye ant içmiş gibi ta ki kendiliğinden pes edene kadar.
Kitabı iki gün içerisinde okudum çok akıcı, olay örgüsü aktarımı çok başarılı betimlemeleri çok güçlü müthiş bir kitap. Konusu ise bunların çok daha ötesinde belki de bu çağda bulunması pek mümkün olmayan o özlemini duyduğumuz ilişkilere yer vermesi onu bu kadar özel kılan budur…
Beni asıl şaşırtan, cinayetlerin yüksek tabaklar arasında artışıdır. Şurda bir üniversite öğrencisinin güpegündüz yol ortasında bir posta arabasını soyduğunu duyarız; ötede toplumsal konumu yönünden yüksek bir yeri olan kimi insanlar sahte para basarlar; Moskova’da iç borçlanma tahvillerinin sahtelerini yapan koca bir çete yakalanır ve çetenin elebaşı olarakta karşımıza üniversitede tarih öğretim üyesi olan biri çıkar… Derken şimdi de bu faizci kocakarı… Bence onun da katili yüksek tabakadan biridir, çünkü mujikler altınlarını rehine koymazlar. Öyleyse toplumumuzun bu aydın kesimi arasındaki bu yaygın ahlaksızlığın nedeni ne?
Zosimov:
- Ekonomik değişimlerin çokluğu… diye başlayacak oldu, ama Razumihin sözü ağzından kaparak:
- Neden mi? dedi. -iyiden iyiye kökleşmiş olan tembellik, başka ne olacak!
-Nasıl yani?
- Sizin şu Moskova’ daki tarih öğretim üyesi, niçin sahte tahvil bastığı sorusuna ne yanıt vermiş biliyor musunuz? … Çalışıp çabalamadan!… Bir kez hazır yemeye, başkasının emeğine yaslanıp asalak geçinmeye alışılmaya görsün, işte böyle saati gelince herkes hünerini göstermeye başlar…
- Öyle ama ya ahlak ? Sonra, nasıl diyeyim , kurallar…
“Geçmişten yapılan ama günümüze ışık tutan çok başarılı bir tahlilden kısacık bir kesit”…