Kitabın dokusu çok karmaşık hatta karma karışık, kişiler açık açık verilmiyor kaotik bir ortam karanlıkla yani geceyle semnolize edilmiş. Gece işçileri geceden istifade ederek kaosu besler düzeltmen bu toplumdaki yalnızlaşmış bir aydındır kaotik ortamda kendince çaba içindedir. Bilge karasu bu romanda kendi iç dünyasını yazmış karmaşıklığına bakmayın başlarda metin anlaşılmaz ama okudukça gerçek hayattan çok şey bulacaksınız. Okuduğum en değişik ve güzel romanlardan biriydi.
Bu kitap Hasan Ali Toptaş'ın kendi hayatından çok yoğun izler taşıyor Denizli, çocukluğu, babası, aşkları, arkadaşlıkları hep işlenmiş bu kitapta. Cümleler yine çok özenli kasvetli bir havası var kitabın kadın erkek ilişlerine değinmiş, insanın insana ve insanın eşyaya bağlılığı, çaresizliği, işsizlik... Ama en çok baba teması var kitapta babanın gölgesinde kalıp kendini var etmeye çalışma çabası demek daha doğru olur. Özellikle ilk bölümdeki cümleler şiir gibi.
Beş öykülük bir kitap kısa ama yoğun öyküler bütün kitaplarda olduğu gibi cümleler hatta sözcükler itina ile seçilmiş ve düşsel yolculuk her kitabında olduğu gibi bu kitapta da oldukça ağır basıyor. Kitap “Bir sabah gözlerimi açtığımda, her zamanki gibi yer yatağının içindeydim” cümlesiyle başlıyor. Baktığımızda bu tüm kitabın da başlangıcı için anlamlı çünkü düşler içinden çıkarak geliyor öyküler, bir yataktan çıkmasından daha doğal ne olabilir.
Ne denir ki bu kitap için bilemiyorum. Hasan Ali Toptaş yazarken omzumdan parmaklarıma doğru bir sızı iniyordu ve ben bundan haz alıyordum diyor. Romanda bir kahraman yok gibi romanın kendisi romanın kahramanı sanki, cümleler vurucu ve uzun bir kaç sayfalık cümleler var kitapta. İsim ve içerik muazzam örtüşüyor okurken bir haz peşinde binlerce hüzün yaşayacaksınız...
Bir ağaç bir gürgen ağacı bir ormanda çocuk bir ağaç, orman toplum gürgen dalıda toplumda yeni yeni düşünmeye başlayan bir çocuk ve insanın doğayı katlediş serüveni.