“Kendini tanımak” alt mesajlarda en çok karşımıza çıkan unsurlardan biridir. Gerek doğrudan, gerek dolaylı olarak yakalarız bunu. Aslolanı Aramak. mutluluğu; kimi aşkı, sevgiyi, tutkuyu; kimileri benliğini, kimileri de amaçlarının peşinde koşar durur.
Ben gerçekten ben miyim? Yoksa olmak istediğim kişi mi, yoksa farkına varmayıp başkalarının dayattığı kişi mi? Gerçek bir ‘ben’ yakalanamadığında başlıyor bütün küskünlük. Fütursuzca bulaşan kişilik karmaşası, o ‘ben’i yok eder, ancak Merdümgiriz bir kişilik bırakır geriye. Ama bu uzaklaşma bilgelikten değil, salt kendine yabancılaşıp içe kapanma durumuna salık verir. Bu, güçlü olmayı gereksindirir. Hayat da böyledir zaten; karmaşadan güçlü çıkabilen kazanır oyunu. Bu oyunun kaderi coğrafyadır. Hayatın herkese eşit şartlar sunmadığını ve yazgının da bazen tercihimiz olmaktan çıktığını düşündürtür kimi zaman. Köy ortamında büyüyüp ve okula gönderilmeyip, çalıştırılmış bir kızın 16 yaşında evlendirilmesi mesela. Katlanmayı seven, kuşaklar boyu oluşan zincire eklenir o artık. Geleceğe yönelik hayalleri, potansiyeli kendi elinde olmaktan çıkmıştır, kendi kaderini tayin eden en yakınıdır, ama çok acı ki, o bunun farkında bile değildir. Özellikle Türkiye’de geçmiş yıllara nazaran bugün daha az görülen vakalardan olsa da sıklıkla rastladığımız bir şey ne yazık ki.
Bir insan ki, aynı kişi olarak iki farklı ülkede dünyaya gelmiş olsun. Farklı bir coğrafyada, Din, kültür ve çevreden etkilenip yetişerek belli bir kültür düzeyine ulaşsın. İkisinin de kültür düzeyleri farklı olsun. Biri entelektüel bir aileden gelirken, diğeri orta sınıftan gelsin. Birinin her şey elinin altında olup, yurtdışına seyahat edebilirken, diğerininin hayatı 1 kilometrede geçsin, seyahat edip yeni yerler keşfetmek bir yana, dil eğitimini yeterli