Bir çok yerde Martin'e uyuz oldum. İnsan bu kadar kör kütükçe aşık olamaz, aklım almadı resmen. Ruth'un Martin'e uygun olmadığı çok açıktı ama gönül işte...
Ruth en baştan Martin'i olduğu gibi kabul etseydi... Hayat pişmalıklarla dolu sonuçta. Sürekli Martin'i değiştirme ve sınıf olarak kendine uygun hale getirmeye çalışması... Martin onun için uğraşırken Ruth'un bunu görmemesi insanların ne kadar bencil olduğunu kanıtlayan bir karakter daha.
Ahh Brissenden... Sen nasıl bir adamsın ya. Kitapta en heycanlanarak okuduğum yerlerler Brissenden'ın olduğu bölümler. Bir ara bölüm atlayarak sadece Brissenden'ın olduğu yerleri okumayı düşündüm. Martin'e gerçekten inanan, onu olduğu gibi gören, yazarlığına, yazdıklarına saygısı olan sayılı kişilerden. Martin'i götürdüğü ortamlardaki insanlar, tartışmalar... Gerçekten çok kıskandım.
Jack London'ın kendisine tam tersi yarattığı karakteri, karakterin düşünceleri, inancı, hedefleri o kadar inandırıcı ki sanki Jack London olmak isteyip olamadığı kişiliği kaleme almış, sanki Jack London'ın diğer yarısı gibi. Jack London, Martin Eden ile bir gibi.
"Hayatımın en güzel akşamı... Biliyorsunuz ben alışık değilim... böyle şeylere..." Umutsuzca baktı kıza. "Yani böyle insanlara... böyle evlere. Benim için çok yeni bunlar. Ama hoşuma gitti."
"Hayatımın en güzel akşamı... Biliyorsunuz ben alışık değilim... böyle şeylere..." Umutsuzca baktı kıza. "Yani böyle insanlara... böyle evlere. Benim için çok yeni bunlar. Ama hoşuma gitti."