Didem gözükara

Didem gözükara
@Didemmdg
Hayat geçip giden bir gösteridir.
Usul usul ilerlemekte olduğumuz ölüm de, hayatımızın önemli bir bölümüdür. Asıl hikâye ölümün kendisidir.
Sayfa 25 - Maya Kitap Yayınları - 2014. 1. Baskı, Çeviren: Engin Süren
Bilim
Didem gözükara
Allah razı olsun. Anneler çok kıymetli oluyor. Eskiden kıymetliydi artık çok daha kıymetli
Reklam
6/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2017 58. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Eylül 2017 00:00
Bu kitaba başlama sebebim Facebook'ta yeni kurduğum Kitap Sevdasına adlı grupta bir arkadaşımızın önerisi oldu. Yazarını da bir kaç dizi de görmüşlüğüm vardı açıkcası ne çıkacak diye merak etmedim desem yalan olur. Öncelikle beğenmediğim aslında öyle de demeyelim beni sıkan tarafları belirtmek istiyorum. 495 sayfalık kitapta neredeyse 100 kere " "Çimen yeşili" , "arduvaz grisi" "zeytin karası" okumaktan gına geldi. Bundan gayrı birinin göz renginden bahsedeceksem bu renkler var hayatımda o kesin. Tabi bir de "Yaz rüzgarı kadar yumuşak ses" var. Başka türlü bir ses hayal bile edemez hale geldim. Yine söylemeden geçemeyeceğim "Yaz yağmurları gibi ılık gözyaşları" da var. :)) Kitabın içerisinde her şey o kadar çok betimleniyor ki betimlemelerden içim bulandı. İnsanın kaldırımın üzerindeki otun üzerindeki çiğin üzerindeki damlanın bile betimlemesini sürekli okuması baş ağrıtıyor. Ama kitabın geneline bakacak olursanız ben katili sayfanın ortalarına doğru tahmin etsem de kurgusunu çok güzel bağlamış yazarımız. Kitap bunca betimlemeyle sizi boğsa bile akıyor. Bi de sürekli kendini tekrarlamasaymış çok daha güzel bir kitap olabilirmiş. Ben beğenmekle beğenmemek arasında biryerlerdeyim. İlk yarısında bırakma noktasına bile gelseniz bırakmayın derim. İlginç bir hikayesi olan polisiye ve psikolojik bir roman
Ölü Kuşların SessizliğiBaşak Sayan · Destek Yayınları · 2016905 okunma
Didem gözükara
Bu kadar betimleme ve tekrar çok sıkıcı. Göz renkleri, bakışlar, ağlayışlar kısmını geçiyordum 😀 takıldığım diğer nokta Özlem karakterinin kadın olarak çektiği zorluklar 😉
Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı. Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi; "Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.” Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu! Kekeleyerek: "Nasıl? Anlayamadım?" diyebildi yaşlı kadın. "Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp: "Yeter! Lütfen dur artık!" diye bağırmak zorunda kaldım. Ama usta sadece gülümsedi ve; "Daha değil!" diye cevapladı beni. "Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım: "Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!" Ama usta bana bakıp gülümsüyordu: "Henüz değil!" "Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek" Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum: "Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!" "Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve "Daha değil!" diyordu. "Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi. "Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben
Didem gözükara
Çok sağol canım. Allahım derdi verdi dermanını da verir insallah