Al-i İmran, 73: ‘Aslında kendi dininize uyanlardan başkasına sakın inanmayınız.’ De ki “Doğru yol yalnız Allah’ın gösterdiği yoldur.” Onlar birbirlerine ‘Size verilen mesajın benzeri bir başkasına (peygambere) verildiği için ya da söyleyeceklerinizi, Rabbiniz katında size karşı delil olarak kullanırlar diye Müslümanların dinlerine inanmayın’ derler. De ki “Lütuf, Allah’ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah’ın lütfu geniştir ve O her şeyi bilir.”
Bugün İslam düşmanları bu tezgahı maskelememekten umutlarını kestiler. Onun için İslam’ın evrensel düşmanları daha değişik yollara başvurdular, fakat bu yolların hepsi söz konusu eski tezgahların temeline oturmaktadır. Bugün dış güçlerin, İslam dünyasının her tarafında yerli işbirlikçilerden büyük bir ordusu vardır. Bunlar bazen öğretim üyeleri, filozoflar, doktorlar ve araştırmacılar, bazen de yazarlar, şairler, sanatçılar ve gazeteciler kılığında görev yapmakta ve müslümanların adlarını taşımaktadır. Çünkü Müslüman bir aileden gelmektedirler. Yine onların bazısı Müslümanların sözde “bilginler”indendir.
Yerli işbirlikçilerden oluşan bu ordu, çeşitli yöntemlerle gönüllerdeki inancı sarmakla mükelleftir. Bunu araştırma, bilim, edebiyat, sanat ve gazetecilik maskesi altında yapmaktadır. İman ilkelerini zayıflatmak asıl görevleridir. Onların görevi; hem inancın, hem şeriatın değerini düşürmek ve ilgisi olmayan tevil ve yorumlara çekmektir. Şeriatın sürekli olarak “gericilik” olduğunu ileri sürmektir. Ondan kurtulmaya çağırmaktır! Ya onu hayattan çekerek ya da hayatı ondan uzaklaştırarak onu hayatın alanından dışarı çıkarmaktır. İnançtan gelen düşünceleri, yaklaşımları yok ederek onlarla çelişecek düşünceler, ilkeler, kurallar üretmektir. İmana dayalı düşünceler ve ilkelerin zayıflatırıldığı kadarıyla uydurma düşünceleri