Dedemin cenazesi baharda oldu,büyükannem üç gün sonra yağmura çıktı ve dans etti.Cam verandada durup ona gülümsedim, narin figürünün yavaş hareketlerle dansını izledim. Sanki çimenlerde sessizce yatıyor gibiydi.
Kalp yetmezliği, dedi doktor.
Kalp ağrısı diye düşündüm....
Bir öğleden sonra İzlanda 'daki Mavi Lagün de, etrafınıza karlar yağarken bile sıcak bir küvet gibi fokurdayan ferah mı ferah,devasa jeotermal kaplıcanın için de oturuyordum. Düşen kar tanelerinin havaya yükselen buharın içinde yavaşça kayboluşunu seyrederken etrafımın elinde selfi çubuğu tutan insanlarla sarılmış olduğunu farkettim.Telefonlarına su geçirmez kılıflar geçirmiş,deliler gibi poz veriyor, paylaşım yapıyorlardı.Bazıları Instagram da canlı yayın açmıştı.Çağımızın parolası "YAŞAMAYI DENEDİM AMA DİKKATİM DAĞILDI"olabilir mi diye düşündüm.
Eğer Hz. Muhammed 'in çağrısı kendi yaşam tarzlarına çok daha yakın bir tehdit içermiş olmasaydı buna bile müsamaha gösterilir ve yok farz edilebilirdi.Asıl sorun prensipler değil kişisel çıkarlardı.Yeni ortaya çıkan kâr etme güdülerine hizmet etmekte olan geleneksel değerler ile Kur'an 'nın zenginlik için servet biriktirmeye karşı çıkması taban tabana zıttı.Elit tabakanın kendilerine bahşedilmesini istediği şeyleri sorgulanabilir yapıyor ve düzenin işleyişi için de kendileri için hak gördüklerini adaletsizlik olarak teşhir ediyordu.
"Denge madde lehine bozulunca insanın nefsi,mana lehine bozulunca da ruhu öne çıkıyor ,biri diğerini bastırıyor Can Yunus!"dedi elimi tutarak, sonra devam etti,"Bazı insanlar maddeye çok düşkünlük gösterdiklerinde manadan uzaklaşıyor, bazıları da maddeyi önemsiz buldukların da veya sahip olamadıklarında mana kapısını aralıyorlar.Sen ve ben Can Yunus,sen ve ben,kader defterinde inşallah mana kapısına yazılmış olalım!"