Kalemin Hafızasından Mektuplar (beş)
Dumlupınar Denizaltısı'nda ölmek için sona kalan asker gibiyim bu gece sevgili Eirene. Biraz önce çekip gidenlere verdiğim tüm o umutsuz sözlerin altında ezilerek ölüyorum aslında, havasızlık kenar süsü sadece. Dışımda bana ulaşmaya çalışanlar, içimde beni yanlarına, daha derine çekmeye çalışanlar arası araftayım. Tüm bunların dışında nefes alabilmek için saf bir kelimeye ihtiyacım var. Bir yerden duysam, birinden, ansızın, inme gibi, bu kati akinezinin kefareti olsa..
Saat Ay taşlama saati, karahindiba tarikatının tüm üyeleri derin uykuda, kaldırımları çatlatan karasal gelgit tüm karahindibaların kayıp tanrısı; kimse bilmiyor sevgili Madam. Sesini duyabiliyorum bazen, makineler sustuğunda, insanlar kendi boşlukları içinde dönüp durduklarında, atmosfer yenilenme seramonisi başında zerreleri bile topyekun redde girdiğinde duyabiliyorum seni. Başka yolu olmuyor, başka yolu yok..
Sevgili Madam, sevgili tanyerimin seyri doyumsuz magenta köpüğü. Farkettimki önemsemek Tanrı'dan insanlığa bulaşan ve çok fazla yan etkisi olan tedavisiz bir hastalık. Taşıyıcılar zamanla koşulsuz bir yalnızlıkla başbaşa kalıyorlar. Çünkü kesemedikleri iletişim önemseneni boğmaya ve onemseyenden uzaklaşmaya itiyor. Tanrı'nın da kesin ve sonsuz yalnızlığının sebebi belki de budur..