📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Mark Twain, bu dünyaya gelip sonra da Halley kuyruklu yıldızına binerek terk eden o kıllı kaçık bile, “ölüm korkusu yaşama korkusundan kaynaklanır. Hayatını dolu dolu yaşayan biri her an ölmeye hazırdır,” demiştir.
Becker kendi ölüm yatağında çarpıcı bir şeyin daha farkına vardı: İnsanların ölümsüzlük projeleri aslında çözüm değil, sorunun ta kendisiydi. İnsanlar ölümcül güçler kullanarak kendi kavramsal benliklerini tüm dünyaya dayatmaktansa, kavramsal benliklerini sorgulayıp kendilerini ölümleri konusunda biraz daha rahat hissetmeliydiler. Becker buna “acı panzehir” adını vermişti ve kendi ölümüyle uzlaşmaya çabalarken bir yandan da kendi çöküşünü izliyordu. Ölüm yatağında kaçınılmazdı bu. Bu nedenle bu farkındalığı yok sayamayız, onunla yapabildiğimizce uzlaşabiliriz. Kendi ölümlülüğümüze uzlaştıktan sonra -dehşetin kökü, hayatın tüm gelip geçici hırslarının nedeni olan, o altta yatan kaygı-, değerlerimizi daha özgürce seçebiliriz, mantıksız ölümsüzlük arayışları bizi engellemez ve tehlikeli dogmatik görüşlerin tuzağına düşmeyiz.
Becker bu çabalara “ölümsüzlük projeleri” adını vermişti, bunlar kavramsal benliğimizin fiziksel ölümümüzden çok sonra bile yaşamasına olanak veriyorlardı. Ona kalırsa, insan uygarlığının tamamı temelde ölümsüzlük projelerinin sonucuydu: Bugün gördüğümüz tüm kentler, hükümetler, yapılar, otoriteler bizden önceki kadın ve erkeklerin Ölümsüzlük projeleriydi. ölmeyen kavramsal benliklerden kalanlardı.