2019’da Serdar Akar tarafından filme de alınan Çiçero, gerçek.
2.Dünya Savaşı zamanında casusluk yapan Elyesa Bazna’nın hayatı anlatılıyor. İngiliz Sefareti’nde sıradan bir görevli olan Bazna’nın bulunduğu konumdan hoşnut olmamasıyla beraber Almanlara çalışmasıyla başlıyor her şey. Bugün bu bilgilerin bu kadar net olması da Bazna’nın parasızlık neticesinde günlüğünü satmak zorunda kalmasından. Almanlarla çalışırken Elyesa Bazna kod adı olarak Çiçero’yu kullanmaya başlıyor. 2.Dünya Savaşı’nın kaderini değiştiren adam olarak adından söz ettiriyor sevgili Çiçero. Zamanında Hitler, Çiçero’ya güvenseydi; Almanlar yenilmeyecekti belki de.
Kitap tam olarak belgesel roman niteliğinde. Kısa sürede okunup bitirilebilir. Fakat beklediğim kadar güzel değildi. Biyografik olması nedeniyle edebi bir dili yok. Fakat 2.Dünya Savaşı dönemi zihniyetiyle ilgili fikir edinebilme açısından güzel. Diello Elyesa
Yine bir bilim kurgu kitabıyla geldim. Fark ettim ki son zamanlarda çok fazla bilim kurgu okuyorum. Ama mars diyince dayanamadım başladım kitaba.
Gelelim Dünyalar Savaşı’na. Kitap bilimsel terimlerle dolu değil zaten Wells sosyolog, tarihçi. Bu konuda geniş bir bilgisi yoktur diye tahmin ediyorum. Ancak terimlere yer vermeye çalışmış. Kitap insanı yormuyor. 243 sayfalık birkaç gün okumayla bitecek bir kitap. Bunda kolay anlaşılır bir dille yazmış olması önemli bir etken tabi.
Mars, Dünya’dan daha yaşlı bir gezegen olması dolayısıyla yaşama daha önce elverişsiz hale geldi. Bunun üzerine Marslılar, Dünya’ya gelmeye karar verdiler. Ancak dostane yaklaşmadılar. Ve savaş çıktı. Wells bunun üzerine gelişen olayları kendi ağzından betimleyerek anlatıyor. Kitapta 60-75 arasında biraz sıkıldım, akmadı. Sebebi sürekli ortamı tasvirlemesi beklediğim olayın gelmemesiydi. Ancak sonra olaylar patlayınca rahatladı ve hızlıca ilerleyebildim. Bilim kurgu seviyorsanız, yormayacaktır.
H. G. Wells
Fahrenheit 451, aslında bir distopya. Distopyanın ne demek olduğunu çoğumuz Felsefe derslerinden biliyoruz. Ancak bilmeyenler için kısa bir tanım yapayım. Distopya, Yunanca kökenli bir kelime olup ilk olarak John Stuart Mill tarafından kullanıldı. Geleceğin olumsuz gelişmiş toplumunu konu alan bilim kurgular olarak da nitelendirilebilir.
Ray Bradbury’nin dili biraz ağdalı. Ama çok yakışmış bu süs kitaba. Ray, kitabı üç bölüme ayırmış: Şömine ve Semender, Elek ve Kum, Işıl Işıl Yanan.
Kitabın ana karakteri Montag adlı bir itfaiyeci. Ancak kitapta anlatılan itfaiyeciler günümüzdeki gibi yangınları söndüren, hayat kurtaran kahraman insanlar değil. Kitapta geçen zamanda itfaiyeciler belirli günlerde belirli yazarların kitaplarını yakıyor. Montag günün birinde eve dönerken komşusu Clarisse McClellan ile karşılaşıyor ve o güne kadar aslında kitap yakarak kendini avuttuğunu mutlu olmadığını fark ediyor. Bu da doğal olarak onu içsel bir yolculuğa çıkarıyor. Ancak böyle dedim diye kitap psikolojik romana dönmedi. Okurken bir sürü olay görüceksiniz. Ve belki de Montag sisteme kafa tutacak.
Ray Bradbury